Genel

Bir Yudum Çayda Kalan Dünya

​Bazı akşamlar olur; elindeki o ince belli bardaktan yükselen buğu, sadece suyun ısınması değildir artık. Sanki koca bir ömrün yorgunluğu o buğuda sessizce dans eder. Çay bardağının kenarına...

25.04.2026 - 16:14 3 dk'da okuyabilirsiniz.
Bir Yudum Çayda Kalan Dünya
Halime BİNGÖL
Halime BİNGÖL
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Halime BİNGÖL
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

​Bazı akşamlar olur; elindeki o ince belli bardaktan yükselen buğu, sadece suyun ısınması değildir artık. Sanki koca bir ömrün yorgunluğu o buğuda sessizce dans eder. Çay bardağının kenarına tutunan her bir damla; aslında anlatılamamış bir hikâyenin, susturulmuş bir sevdanın ya da bir köşede unutulmuş bir hüznün sessiz çığlığıdır. Biz o bardaktan bir yudum alırken sadece çay içmeyiz; hayatın tüm o vakur ağırlığına, o kaçınılmaz "şahitlik" haline ortak oluruz.

​Tanıklık etmek, hayatı bir camın arkasından izlemek kadar zahmetsiz değildir. Gerçek bir tanıklık; yoldan geçen bir yabancının gözlerindeki o geçmek bilmeyen yorgunluğu kendi iliklerinde hissetmektir. Çatlamış bir toprağın susuzluğunu kendi dudağında duymak, en yakın dostunun "iyiyim" derken titreyen sesindeki o devasa uçurumu görmektir. Artık geri dönemeyeceğiniz bir yola girmişsinizdir. Eğer bir sahneye yüreğinizle şahitlik ediyorsanız, ruhunuza görünmez bir borç yazılır artık. O dert, biraz da sizin derdiniz olmuştur.

​Çay bardağında yavaş yavaş soğurken geçen her saniye, aslında avuçlarımızdan kayıp giden birer fırsattır. Yarım kalmış cümleler, veda edilememiş sevdalar, "keşke" dediğimiz o kırgınlıklar o soğuyan suyun içinde birikir. Başkasının kederini sırtlanmak insanı ağırlaştırır belki; ama bu, yeryüzündeki en asil, en sessiz ortaklıktır.

​Bizim buralarda çay sadece susuzluk gidersin diye içilmez. O; bir iç dökme, bir mola verme, bir teselli bulma durağıdır. Hani o güzel sözde olduğu gibi: "İnsan sadece yaşadıklarının değil, şahit olduklarının da toplamıdır." Ne kadar doğru... Gördüğümüz her haksızlıkla biraz eksilir, tuttuğumuz her elle biraz çoğalırız. O son yudumda sadece çayın demini değil, dokunduğumuz hayatların bizdeki o derin yankısını da hissederiz.

​Bu kadar şahitliğin, bu kadar hayat yükünün altında ezilmemenin tek bir yolu vardır: O sahneyi anlamlandırmak. Belki bir kâğıda dökmek içindeki fırtınayı, belki bir yetimin başını şefkatle okşamak ya da sadece o an aldığın nefesin ne kadar büyük bir mucize, ne büyük bir nimet olduğunu fark etmek...

​Hayat, o bardağın dibinde kalan son yudum gibidir; bazen acı, bazen soğumuş ama her zaman gerçektir. Şimdi kalbimize bir soralım: Biz o ağırlığı en çok nerede duyuyoruz? Yaralı bir dostun sessiz sofrasında mıyız, yoksa sokağın o kimsesiz, o hırçın telaşında mı?

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku