Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Halime BİNGÖL
Bir Yudum Çayda Kalan Dünya
25.04.2026 - 16:14
15,627 Okunma
Bazı akşamlar olur; elindeki o ince belli bardaktan yükselen buğu, sadece suyun ısınması değildir artık. Sanki koca bir ömrün yorgunluğu o buğuda sessizce dans eder. Çay bardağının kenarına tutunan her bir damla; aslında anlatılamamış bir hikâyenin, susturulmuş bir sevdanın ya da bir köşede unutulmuş bir hüznün sessiz çığlığıdır. Biz o bardaktan bir yudum alırken sadece çay içmeyiz; hayatın tüm o vakur ağırlığına, o kaçınılmaz "şahitlik" haline ortak oluruz.
Tanıklık etmek, hayatı bir camın arkasından izlemek kadar zahmetsiz değildir. Gerçek bir tanıklık; yoldan geçen bir yabancının gözlerindeki o geçmek bilmeyen yorgunluğu kendi iliklerinde hissetmektir. Çatlamış bir toprağın susuzluğunu kendi dudağında duymak, en yakın dostunun "iyiyim" derken titreyen sesindeki o devasa uçurumu görmektir. Artık geri dönemeyeceğiniz bir yola girmişsinizdir. Eğer bir sahneye yüreğinizle şahitlik ediyorsanız, ruhunuza görünmez bir borç yazılır artık. O dert, biraz da sizin derdiniz olmuştur.
Çay bardağında yavaş yavaş soğurken geçen her saniye, aslında avuçlarımızdan kayıp giden birer fırsattır. Yarım kalmış cümleler, veda edilememiş sevdalar, "keşke" dediğimiz o kırgınlıklar o soğuyan suyun içinde birikir. Başkasının kederini sırtlanmak insanı ağırlaştırır belki; ama bu, yeryüzündeki en asil, en sessiz ortaklıktır.
Bizim buralarda çay sadece susuzluk gidersin diye içilmez. O; bir iç dökme, bir mola verme, bir teselli bulma durağıdır. Hani o güzel sözde olduğu gibi: "İnsan sadece yaşadıklarının değil, şahit olduklarının da toplamıdır." Ne kadar doğru... Gördüğümüz her haksızlıkla biraz eksilir, tuttuğumuz her elle biraz çoğalırız. O son yudumda sadece çayın demini değil, dokunduğumuz hayatların bizdeki o derin yankısını da hissederiz.
Bu kadar şahitliğin, bu kadar hayat yükünün altında ezilmemenin tek bir yolu vardır: O sahneyi anlamlandırmak. Belki bir kâğıda dökmek içindeki fırtınayı, belki bir yetimin başını şefkatle okşamak ya da sadece o an aldığın nefesin ne kadar büyük bir mucize, ne büyük bir nimet olduğunu fark etmek...
Hayat, o bardağın dibinde kalan son yudum gibidir; bazen acı, bazen soğumuş ama her zaman gerçektir. Şimdi kalbimize bir soralım: Biz o ağırlığı en çok nerede duyuyoruz? Yaralı bir dostun sessiz sofrasında mıyız, yoksa sokağın o kimsesiz, o hırçın telaşında mı?
