Genel

Aşkın Sırrı

Aşkın sırrına ermek Uzun zamandır Hoca Ahmet Yesevi üzerinde çalışırken hep merak etmiştim bu nasıl bir aşk ve bu nasıl bir sevda diye. Hep beşeri aşktan bahsederiz, insanların birbirleriyle...

27.04.2026 - 21:34 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Aşkın Sırrı
Ahmet Aydemir
Ahmet Aydemir
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Ahmet Aydemir
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Aşkın sırrına ermek

             Uzun zamandır Hoca Ahmet Yesevi üzerinde çalışırken hep merak etmiştim bu nasıl bir aşk ve bu nasıl bir sevda diye. Hep beşeri aşktan bahsederiz, insanların birbirleriyle olan münasebetleri üzerine başlayan ve daha sonra ilahi aşka dönüşen bir ruh halini, bu ruh halini genelde tv lerden sinemadan ve tiyatrolardan gördüğümüz ve okuduğumuz aşkın ilahi aşka temel tuttuğunu daha sonraki yıllrda öğrenme fırsatı doğdu. 
Genelde ilk iki yazımızda Erzurum'un manevi büyüklerden konu edindikse de bugün aşka vakit ayıralım dedik. Kelime olarak Türkçe'de "aşk" kelimesi Arapça da karşılığı "ışık" anlamına gelmektedir. 
    
Gelelim Türk tasavvufun'da ki karşılığına
Türk tasavvufun'da aşk sadece beşeri bir duygu değil, yaratıcıya Allah'a duyulan şiddetli sevgi, muhabbet, bağlılık ve kavuşma arzusu olarak tanınlanan en temel kavram olarak kabul edilir. Tabi bu sadece Allah'a olan sevgi değil onun peygamberlerine kitablarına ve sünnetlerine olan bağlılıkta bu sevgi içerisindedir. Türk tasavvufun da öne çıkan özellikler genelde ilahi ve mecazi aşk olarak karşımıza çıkar. Tanım olarak incelersek
Hakiki Aşk: Mutlak güzelliğin sahibi olan Allah'a duyulan aşktır. Allah'tan başka herşeyden vazgeçip fenafillah makamına ermektir. 
Mecazi Aşk: İnsana, doğaya ve yaratışılşın kusursuz olan sanatına duyulan beşeri aşktır. Tasavvufta bu aşk hakiki aşka ulaşmak için bir köprü ve bir okul olarak görülür.

    Aşkın gayesi ilim yolcusunun canından vazgeçip yana yakıla yok ve yol olmaktır. Bu aşkın ilk şehitlerinden kabul edilen Hallac-ı Mansur'dur. Menkıbe şöyledir. Hallac idam edilirken akan kanlar yere Allah lafzını yazacak şekilde akmıştı. Bu olay karşısında Hallac'a Aşkın şehidi denilmiş ve bu sonra ki dönemlerde bir çok mutasavvıflara örnek olmuştur. Asıl konumuza gelecek olursak Hoca Ahmet Yesevi ' de bu aşkı içinde ateşiyle yaşamış ve bu ateşini Eseri olan Divan-ı Hikmet'te yaşatmıştır. Hoca Ahmet Yesevi kendi değimiyle Divan-ı Hikmet'e "Divan-ı Aşk" ta demektedir. Hoca Ahmet Yesevi ilahi aşkı Hikmetler kitabında (59/6) bilmeyene ve habersiz olan kimsenin katı ruhlu ve taş kalpli olduğunu belirtmektedir. Yukarda belirttiğimiz Hikmetler kitabı Divan-ı Hikmet olup yine Hoca Ahmet Yesevi'nin kendi değimiyle Peygamber hadisine dayalı olduğundan da bahsetmektedir. (bkn:Divan-ı Hikmet- Münacaat)
    
    Hoca Ahmet Yesevi 49 yaşındayken ilahi aşk ateşine düştüğünü, halktan ve dünyadan kaçtığına rabbiyle başbaşa kalmak için halvete çekildiğini ve bilinir bilinmez sıkıntılara boyun eğerek sabrettiğini ve rabbe sığındığını dile getirmektedir. Aşık kimse her gelen cefanın rabbinden geldiğini bilir ve buna göre sabredek yolun çilesinde yok olmayı tercih eder. Bu arada Hoca Ahmet Yesevi'nin 63 yaşında çilehaneye çekilmeside ki hikmet ise Resulullah Efendimiz'in 63 yaşında beka alemine göçmesi nedeniyle "artık bu yaştan sonra yer yüzünde yaşamak bizlere ayıp olur, düşüncesiyle yer altında uzlete çekilerek halvetine devam etmiştir. Bizim Erzurum'da eskiden büyüklerimize yaşları sorulduğunda "haddi aştık" derler. işte sebebi bu... Yani 63 yaşını geçen bireyler hadi aşmakla kendilerini kusurlu görmektedirler. İşte ilahi aşkın bir örneği de peygamber sevgisi ve ona olan saygı örneği. İlahi aşkı temeli Yesevilik olan Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli'de de görülmektedir. Yunus Emre divanın da sıkça dile getiren Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli'nin eseri olarak bilinen Velayetname de de Hoca Ahmet Yesevi ve ilahi aşktan haberler vermektedir. Son olarak ilahi aşkını Divan-ı Hikmet'e aktaran Hoca Ahmet Yesevi'den bir kaç hikmetle son verelim ve Allah'tan duamız bir kalbe iki sevgiyi sığdırmayan bir duygu versin inşallah.
        
    Ey dostlar, temiz aşkımı ele aldım,
    Bu dünyayı düşman tutup yürüdüm ben işte,
    Yakam tutup hazretine sığınıp geldim,
    Aşk kapısında Mansur gibi oldum ben işte.
    
    Aşk yolunda aşık olup Mansur geçti
    Belini bağlayıp Hakk işini sıkı tuttu,
    Melametler ihanetler çok işitti,
    Ey müminler, hem Mansur oldum ben işte,
    

    Aşık Mansur"Ene'l-Hakk"ı dile getirdi,
    Cebrail gelip "Ene'l-Hakk"ı beraber dedi
    Cebrail gelip başın ver deyip yola saldı,
    Darağacına asılıp cemalini gördüm ben işte(Divan-ı Hikmet 11/1-3)

 

 

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku