ANNE…
Demesi kolay, yaşaması ağır bir sıfattır.
Bugün Anneler Günü…
Şiirler yazılıyor, güzel sözler paylaşılıyor, fedakârlıklar anlatılıyor.
Ve evet…
Bütün övgüler canından can veren, uykusunu bölen, ömrünü evladına adayan annelerimize…
Ama bugün biraz başka bir pencereden bakmak istiyorum hayata.
Sevgili günümüz anneleri (y kuşağı anneleri)…
Özellikle yıllarca “Ben sizin için neler çektim…” cümlesiyle büyümüş, kendi yaralarını saramadan anne olmuş o kuşak…
Çekilen çile kutsaldır belki…
Ama her acıyı evladın omzuna bırakmak annelik midir?
Kendi korkularını,
Eksik kalmışlığını,
Mutsuzluğunu,
Hayata küskünlüğünü,
Fedakârlık adı altında çocuklarının ruhuna yükleyen anneler…
“Senin için yaşadım.”
“Hayatımı size adadım.”
“Ben mutlu olmadım siz olun bari.”
diyerek aslında çocuklarının sırtına görünmez bir vicdan yükü bırakan anneler…
Sanki doğmayı çocuk seçmiş gibi…
Sanki bu dünyaya gelmek onların kararıymış gibi…
Evladının her mutluluğında kendi emeğinin payını arayan,
Kendi mutsuzluğunu çocuklarının borcu hâline getiren anneler…
Bir telefon konuşmasında bile kırgınlığını hissettiren…
“Bir şey istemiyorum.” deyip aslında her şeyi bekleyen…
Evladının sevgisini değil, kendine adanmış bir hayat talep eden anneler…
Ve sonra…
Kendi gençliğini yaşayacağı yaşta;
annesinin yükünü sırtlayan çocuklar…
Kendi mutluluğunu erteleyen evlatlar…
“Annem üzülmesin.”
“Annem kırılmasın.”
“Annem yalnız hissetmesin.”
diye kendi içindeki çocuğu susturanlar…
Bugün birçok genç kadın;
hem kendi hayatını kurmaya,
hem Z kuşağına annelik yapmaya,
hem de annesinden kalan ağır heybenin yükünü bir sonraki nesle taşımamaya çalışıyor.
İşte en büyük savaş burada başlıyor.
Çünkü bazı kadınlar artık çocuklarını kendilerine borçlu büyütmek istemiyor.
Sevgiyle büyütmek istiyor.
Korkuyla değil…
Vicdan yüküyle değil…
Minnet baskısıyla değil…
Çünkü annelik;
“Ben senin için öldüm.” demek değil,
“Sen yaşa.” diyebilmektir.
Bir çocuğun omzuna kendi mutsuzluğunu bırakmak değil,
onun omzunu hafifletebilmektir.
Bu yazı asla bir isyan değildir…
Bugün hâlâ en hak edilmiş, en kıymetli, en hayran olunası günlerden biridir.
Çünkü gerçekten anne olabilmek;
bir insan yetiştirirken kendi yaralarını ona miras bırakmamayı başarabilmektir. Unutulmaması gereken de tam olarak budur.
Bugün bu Anneler Günü’nde…
Bir kez çocuklarınızın gözlerinin içine bakın.
Siz mutlu olun diye kendi mutluluğunu kaç kez ertelediler?
Siz üzülmeyin diye kaç gece içlerini susturdular?
Kaç kez kendi hayatlarından vazgeçip sizin yükünüzü taşımaya çalıştılar?
Ve belki bugün…
Onlara ilk kez şunu söyleyin:
“Benim mutsuzluğum senin yükün değil.”
“Sen yaşamak zorundasın.”
“Benim tamamlayamadığım hayatı tamamlamak zorunda değilsin.”
Çünkü çocuklar annelerini çok sever…
Ama annelerini mutlu etmeye çalışırken kendilerini kaybederler.
Ve bir evlat için en ağır şey;
annesini mutlu edemediğini düşünmektir.
Belki de artık annelik;
fedakârlığın miktarıyla değil,
evladına bıraktığın huzurla ölçülmelidir.
Annelerimizin anneler günü kutlu olsun…
Ve umarım bir gün,
anneler çocuklarına sadece hayatı değil,
hafif bir kalbi de miras bırakabilir…Saygı ve hürmetlerimle….
ESRA ÖZTÜRK
