Daha önce başladığımız bir yazı serimiz var hukuk ve medya ana başlıklı. Şimdi ise yeni bir yazı serisine başlamaya karar verdim. Topluma dair bir çok konuda kendimizi istemsiz bir şekilde eleştirirken buluyoruz. Hatta bazen toplum olarak topluca şikâyet etsekte problemlerin devam ettiğini gözlemleme fırsatı buldum. Bu meseleyi yıllardır düşünürüm madem herkes şikayetçi neden hala devam ediyor bu sorunlar. Tamda bu sorumun beni götürdüğü bir cevap: Sistem böyle… Nedir bu sistem? Dinamiklerini madem toplum belirlemiyor. Kim belirliyor bu sistemin dinamiklerini? Adı ne bu sistemin? Sorularını sorunca bu köşede bu meseleyi en temelden irdelemeye karar verdim. Tabi bu meseleyi irdeleyeceksek belli başlı bazı kavramları da en azından teorik olarak anlamamız gerekiyor. Sistem denince akla gelen ilk kelime:
“KAPİTALİZM”
Çokça duyuyoruz ama gerçekte nedir bu “ kapitalizm” gelin bunu bir inceleyelim. Kısa bir göz atarsak; “Kapitalizm, bir yandan belirli bir ekonomik ve toplumsal düzeni, diğer yandan ise ekonomi tarihinin bir dönemini ifade eder. Kapitalizmin evrensel olarak üzerinde uzlaşılmış bir tanımı yoktur; kapitalizmin tüm bir toplumu mu, belirli bir sosyal düzen türünü mü yoksa bir toplumun önemli bileşenlerini veya unsurlarını mı karakterize ettiği belirsizdir. Büyük küreselleşme süreçleri kapitalizmi tüm dünyaya yaydı. Ondokuzuncu yüzyılın başlarında birçok gevşek bağlı piyasa sistemleri, ekonomik ve diğer küreselleşme süreçlerini pekiştirerek nispeten bütünleşik küresel sistem olarak bir araya geldi. 20. yüzyılın sonlarında kapitalizm, merkezi planlanmış ekonomilerin meydan okumasının üstesinden geldi ve halen sanayileşmiş Batı dünyasında karma ekonomi baskın biçimiyle uygulanmakta olan bir sistemdir.” Kısaca bu şekilde tanımlanan bir ekonomik sistem olduğu iddiası taşıyor. İddiası taşıyor diyorum çünkü; mevcut sistemde olumsuz olan her olayın yüklendiği bir kavram olma ihtimalide taşıyor.
Bütün Mesele para mı?
Bütün mesele para değilse de; meselelerin, toplumda temas ettiği birçok nokta para kümesinde kesişiyor. Sermayeyi elinde tutanlar, toplumun çoğunluğu dahi karşı olsa belli şeyleri belli yollarla toplumlara dikte edebiliyor demek ki. Ancak kapitalizm, sadece cüzdanımızdaki banknotların hareketi değildir; o, her şeyi ama her şeyi birer “meta”ya dönüştüren bir zihniyet biçimidir. Frankfurt Okulu’nun o keskin teorisyenlerinin de vurguladığı gibi, kapitalist anlayışta her şey bir başka kişiye devredilebilir bir maldır ve bu durum her şeye ama her şeye parasal bir anlam yüklenmesine yol açmıştır.
Sistem dediğimiz nedir?
Bu sistemde artık sadece emeğimiz değil, duygularımız, tercihlerimiz ve hatta boş zamanlarımız bile sermaye birikiminin birer parçası haline gelmiştir. Herbert Marcuse’nin de belirttiği üzere, sistem bizlere “sahte ihtiyaçlar” empoze ederek bizi sürekli tüketen birer nesneye dönüştürmektedir. Tüketiyoruz, öyleyse varız sanıyoruz; oysa tükettikçe sistemin içinde daha fazla kayboluyoruz.Daha da vahimi, bugün "Gözetim Kapitalizmi" dediğimiz o yeni dijital düzende, sosyal medyada geçirdiğimiz her an, her beğenimiz ve her yorumumuz aslında karşılığı ödenmeyen bir "dijital emek" olarak sermayeye akmaktadır. Biz özgürce içerik ürettiğimizi sanırken, algoritmalar ne düşüneceğimizi, neye tepki vereceğimizi ve neyi seveceğimizi çoktan belirlemiş oluyor. Neoliberalizmle birlikte, sosyal politika artık ahlaki veya politik bir değerden ziyade tamamen ekonomik bir maliyet veya "beşeri sermaye yatırımı" olarak görülmeye başlanmıştır. Sonuç olarak; sistemin dinamiklerini toplumun ortak vicdanı değil, sermayenin soğuk rasyonalitesi ve kâr maksimizasyonu hırsı belirliyor. Eğer problemler her şikâyetimize rağmen devam ediyorsa, bunun nedeni sistemin insanı "amaç" değil, "araç" olarak görmesidir. Konuya dair fazlaca teorik bir giriş olduğunu farkındayım. Amacım bu konuya dair konuştukça bir nebzede olsa birlikte aydınlanmamız. Devam eden yazılarda kapitalizmin; daha fazla pratik hayatta karşılaştığımız sonuçlarına odaklanmaya çalışacağız. Yazımızı Türk Edebiyatımızın özgün kalemlerinden Bülent Akyürek'in o anlamlı sözyle bitirelim; " Kapitalizm, insanın nefsini kırbaçlamayıp tükettirmediği gün kendisi biter..."
Av. Nebi Emrah Şenlik
