Erzurum Gastesi Köşe Yazarı
Zeynep DİRLİK
İnsanlar artık anlamak için değil, cevap vermek için dinliyor.
19.05.2026 - 00:37
5,510 Okunma
Belki de modern çağın en büyük yalnızlığı tam da burada başlıyor. Bir sohbetin ortasında gözler telefona kayıyor, cümleler yarım kalıyor, konuşulanlar birkaç saniye içinde unutulup gidiyor. Herkes bir şeyler söylemek, kendini ifade etmek, fark edilmek istiyor; ama pek az kişi karşısındaki insanın hissettiklerine dair derin bir merak duyuyor. Hal böyle olunca, kalabalıkların ortasında bile yapayalnız hissetmek kaçınılmaz hale geliyor.
Bir zamanlar insanlar gerçekten sohbet ederdi. Sohbet, karşılıklı anlaşılmayı mümkün kılan bir bağdı. Günümüzde ise bu ilişki daha çok sırayla konuşmaya dönüştü. Birini dinlerken zihnimiz çoğu zaman aktarılana odaklanmak yerine vereceğimiz cevaba hazırlanıyor. Bazen karşımızdaki daha sözünü bitirmeden kendi hikayemizi anlatmaya başlıyoruz. Çünkü anlamaya değil, anlatmaya alıştık. Oysa insanın bazen tek ihtiyacı, ne yargılanmaktan korktuğu ne de sözünün kesileceği bir anda sadece birkaç dakika boyunca gerçekten dinlenmek.
Ama işin aslı, duygularını paylaşabileceği gerçekten güvenilir birini bulmak artık hiç de kolay değil. İnsanlar acılarını anlattığında yargılanmaktan; mutluluklarını paylaştığında ise kıskanılmaktan çekiniyor. Bu yüzden çoğu kişi iç dünyasına kapanıyor, duygularını dillendirmekten kaçınıyor. İçerde biriken bu anlatılamayan duygularsa zamanla bir nevi zihinsel bir yük haline dönüşüyor. Belki de bu yüzden çoğumuz “iyiyim” diyoruz, fakat hiç kimse kendini gerçekten iyi hissetmiyor.
Teknolojinin sağladığı kolaylıklarla iletişim kurmak her zamankinden daha mümkün ama samimiyet ortadan kaybolmuş gibi görünüyor. İnsanlar artık uzun sohbetleri, derin duygusal bağları veya sadece bir başkasını sessizce dinlemeyi zorlu bir iş görüyor. Hayat hızlanmış durumda; ilişkiler hızlanıyor, konuşmalar hızlanıyor, hatta duygular bile hızla geçip gidiyor. Büyük bir tutkuyla istediğimiz şeyler bile elimize geçtiğinde değerlerini unutuyoruz. Hissetmekten çok tüketmeye odaklanmış gibiyiz ve bu alışkanlık ilişkilerimizi dahi yüzeysel ve hızlı tüketilen deneyimlere dönüştürüyor.
Bugün eksikliğini en çok hissettiğimiz şeylerin başında empati geliyor belki de. Dinlemek yalnızca duyabilmek demek değil, asıl mesele karşındakinin yükünü bir nebze olsun paylaşabilmekte. Düşene el uzatmak, susunca sessizliğinin ne demek istediğini anlayabilmek ya da başarılarını samimiyetle alkışlayabilmek. Gerçek bir dinleyici olmak demek sadece kulağını değil, aynı zamanda kalbini de açabilmek demek.
Ancak günümüz insanları, hayatın hızına yetişmeye çalışırken tükenmiş ve yorulmuş durumda. Aynı masada oturan bireyler giderek birbirine yabancılaşıyor. Birbirimizin gözlerinin içine bakacağımıza ekranlara kilitleniyor, hislerimizi ve düşüncelerimizi hatta yalnızlığımızı bile telefonların arkasına saklıyoruz. Ve zamanla buna alışıyoruz. Çünkü dinlenmemeye alışan insanlar, er ya da geç konuşmamayı öğreniyor.
Oysa belki de insanların en çok ihtiyaç duyduğu şey etrafını sürekli nasihatlerle kuşatan biri değil; eline telefonu almadan gözünüzün içine bakıp sizi gerçekten dinleyen samimi bir dosttur. Bazen içimizdeki yaraları iyileştiren şey, söylenen o süslü sözler değil; anlaşıldığımızı tüm kalbimizle hissetmektir.
