Bazen tek bir cümle, uzun konuşmalardan daha güçlü bir etkiye sahiptir. Son günlerde gündeme gelen "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." yazılı pankartı taşıyan genç de tam olarak bunu hatırlattı. Tartışmalar, pankartın kendisinden çok onu taşıyan çocuğun kimliği, niyeti ve aldığı tepkiler üzerine yoğunlaştı. Oysa asıl üzerinde durulması gereken, bu cümlenin bize ne söylediğiydi.
Kur'an-ı Kerim'in Hûd Suresi 112. ayetinde yer alan "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol." ifadesi, güçlü bir ahlaki çağrıdır. Doğruluğun yalnızca sözde değil; davranışta, niyette ve karakterde de olması gerektiğini vurgular. Günümüzde ise doğruluk, çoğu zaman çıkarların, popülerliğin ve gündemin gölgesinde kalmaktadır. Gerçeğin değil, algının daha hızlı yayıldığı bir çağda dosdoğru kalabilmek, belki de en meşakkatli erdemlerden biri hâline gelmiştir.
Bir bireyin taşıdığı pankart üzerinden toplumun bu kadar keskin şekilde ayrışması da düşündürücüdür. Beğensek de beğenmesek de, bir bireye yöneltilen ağır ifadeler toplum vicdanını zedelemektedir.
Asıl mesele, pankartı taşıyan kişiden çok bizim verdiğimiz tepkidir. Farklı düşünebilir, eleştirebilir ya da katılmayabiliriz. Ancak bir toplumun olgunluğu, kendisi gibi düşünmeyene gösterdiği saygıyla ölçülür. Doğruluk; yalnızca inandığımız sözleri söylemek değil, başkasının varlığına ve düşüncesine de adaletle yaklaşabilmektir.
Belki de bugün yeniden sormamız gereken soru şudur: Dosdoğru olması gereken yalnızca o pankartı taşıyan kişi mi, yoksa hepimiz mi?
Verilen tepkiler de gösteriyor ki bir çoğumuz dosdoğru olma yolunda geride kalmaktayız.
