Genel Kültür

Ali Emiri Efendi ve Divanu Lugati't Türk aşkı

Ali Emiri ve Divanu Lugati’t TürkAşk başkadır. Hele bide kitap aşkı bir hastalıktır. Bazen raflara öylesine dalarsın ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Hele bide eski okunmuş kitaplar ol...

12.07.2026 - 22:10 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Ali Emiri Efendi ve Divanu Lugati't Türk aşkı
Ahmet Aydemir
Ahmet Aydemir
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Ahmet Aydemir
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Ali Emiri ve Divanu Lugati’t Türk

Aşk başkadır. Hele bide kitap aşkı bir hastalıktır. Bazen raflara öylesine dalarsın ki zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Hele bide eski okunmuş kitaplar olunca, nice insanların elinden geçmiş diye kitaba bakarsın. Okuduğun ya da okuyamadığın kitap olursa hiç fark etmez sana gülümsemesini beklersin, gözün raflarda kalır. Kitap sana bir baktımı dünyalar senin olur. Sahaflarda bu hastalık daha çoktur. İlk basımlar, imzalı eserler, nadir bulunan eserler derken bu hastalık seni de yakalar. Bazen bir şiirde, bazen bir paragrafta insan bulur kendini. Her kelimesi ince ince nakış nakış işleni verir hafızamıza.  Ali Emiri’de böyle bir hasta insan… Çaresiz bir hastalıktır kitap hastalığı.

Ali Emiri 1857-1924 yılları arasında ömür sürmüş tarihçi, şair ve kütüphaneci. Onu önemli kılan sahaflarda kitaplarla konuşması ve Türk Dünyasına kazandırdığı Kaşgarlı Mahmud’un Divanu Lugati’t Türk eseri. 

Ali Emiri Efendi hayatta tek yaşayan evinin kapısını kendi kilitleyip kendi açan bir garip derviş. Osmanlı edebiyatı ve Tarihine meraklı, okuduğunu hemen hafızasına atan olağanüstü bir hafıza. 

Birgün yine sahaflarda gezerken her zaman gittiği sahaf Burhan efendinin dükkanına gider. Yeni bir şey olup olmadığını soran Ali Emiri Efendi, birinin çok eski bir kitap getirdiğini ve sahibi onun 30 lira (altın) para istediğini söyler. Kitabın sahibi eğer satın alan olmazsa kütüphaneye satılmasını söyler. Ali Emiri Efendi kitabı eline aldığında incelemeye başlar. Kitabı almak için “sayfalar dağınık acaba tam mı?, birde yazarı net değil Kaşgarlı Mahmut kimdir nedir, necidir diyerek kitabın fiyatı konusunda ucuza kapatmak ister ve on beş lira veririm.” Der. Burhan efendi bunu kabul etmez ve der ki “kitabın sahibi ben değilim, sahibi otuz liradan aşağı vermiyor. Benim olsa sorun değil, ancak sahibi ben olmadığım için kabul edemem.” Ali Emiri Efendi kitabın sahibinin kim olduğunu sorunca Burhan Efendi “yaşlıca bir kadın. Eski maliye nazırı Nazif Beyin ailesinden olduğunu, kitabı ona verdiğini, onu iyi saklamasını ve paraya sıkıştığında onu 30 liradan aşağı satmamasını söylemiş. Eğer kitabı alırsan bu kadına iyilik etmiş olursun.” Der. Daha sonra cebinde 15 lira olduğunu söyler. O sırada oradan geçen arkadaşlarından olan muallim Reşat Faik bey’in hemen yanına giderek borç para isteyerek kitabı alır. Heyecandan kitabın nasıl muhafaza edeceğini şaşırır. Bizler de öyle değil miyiz? Almak istediğimiz bir kitabı aldığımız zaman heyecandan nasıl davranacağımızı şaşırıyoruz. Ali Emiri Efendi kitabı incelemeye başlayınca her sayfasında heyecanı bir kat daha artıyordu. Kıraathane de ki arkadaşlarına kitap hakkında “bu kitap değil Türkistan ülkesidir. Türkistan değil bütün cihandır. Türk dili bu kitap sayesinde revnak kazanacak.”der. Kitabın haberini alan Ziya Gökalp, göstermesi için haber gönderir ancak olumsuz yanıt alan Gökalp biraz kırılır, ancak iki ay sonra görebilirsiniz diye haber gönderir. Ziya Gökalp kulaktan aşık olmuştu bu kitaba. Kitaba ulaşmak için Ali Emiri’nin arkadaşı olan Talat Paşa'yla bir görüşme yapmak istemiştir. Kitabı beraber inceleyen Bahtiyar Rıfat beye kitabı soran Gökalp konuştukça kitaba biraz daha âşık olur. 

Kitabı iyice merak eden Gökalp, Ali Emiri ve Bahtiyar Rıfat beye Talat Paşa'nın da bulunduğu sırada ramazan ayı olmasından dolayı bir iftar sofrasında konuyu açmasını isterler. Kitap hakkında malumat alınmasını ve Türk dünyasına kazanılması konusun da yazılması ve çoğaltılması hususunda istişareler ederler. 

Değerli okuyucular yazımız çok uzun olduğu için affınıza sığınarak kısa tutmaya çalıştım. Kitap aşkı bambaşka bir şey... Bazen insan öyle bir hisse kapılır ki Ali Emiri’nin Divanu Lugati’t Türk aşkı, bizlere başka dünyalar açar olur. Hoca Ahmet Yesevi’nin Divan-ı Hikmet’i gibi aşkla yazılan ve aşkla okudukça yüreğinde ki yangını daha da körükleyen bu sevda insanın içerisinde bir inci gibi saklı kalacaktır. Ne zaman ki bu aşka tutuldun, o zaman yüreğinde ki inci tanesi kor alev parçasına dönüşür ruhla birleşerek kalpten ağza yol bularak satırlara dökülecektir. Divanu Lugati’t Türk belki bir Türk dili için önemli bir eser, ancak aşla yazılan Türklük için büyük önem taşıyan eserlerinden sadece biridir.     

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku