KAN ÇİÇEĞİ
O gün, sıradan günlerden biriydi. Yatak odasından çıkıp mutfağa yöneldi; içinde yankılanan en yanık şarkılara eşlik ederek kendine bir kahve yapmaya başladı. Kahveyi acı severdi; çünkü müzik ve kahve, bir nebze de olsa bütün acılarını unutturuyordu ona.
Elindeki telefonla sosyal medyada gezinirken kahvesinden bir yudum aldı. İşte o an, kahve boğazına düğümlendi; gözleri bir şelale gibi çağlamaya başladı. Bu nasıl olabilirdi? "Nasıl, nasıl?" diye feryat etti sessizce. Düşünceleri durdu, zaman sanki üzerine kumar oynanmış ve kaybedilmiş gibi avuçlarının arasından kayıp gitti. Kendini toparlamaya çalışarak duşa girdi, hızla hazırlanıp dışarı fırlattı kendini. Beyin hücreleri birer birer ölmüş, zihninde koca bir boşluk kalmış gibi aylakça gezindi sokaklarda. Telefonunu eline alıp tüm sevdiklerini aradı; sanki herkese veda eder gibi, onlara son gülüşünü armağan edip kapattı telefonu. O gün yemek yemeyi bile akıl edemeyen o çaresiz insan, gece çöktüğünde ve ayakları isyan bayrağını çektiğinde saatlerdir yürüdüğünü ancak fark edebildi. Bir markete girdi; aklında beliren tek şeyi alıp hemen çıktı. Yol uzun, düşünceler yetim kalmıştı; kendi yalnızlığının karanlığında ölmeye karar vermişti. Çıkmaz sokaklara doğru yürüdü, yürüdü... Sonunda evinin kapısındaydı. Gözleri aklına karışmış, yüreği ayaklarına takılmıştı; tarifsiz bir çaresizlik içindeydi.
Anahtarı çevirdi ve o karanlık eve adımını attı.
İçerideki çiçeklerini suladı ilk iş; ardından onların bakımı hakkında küçük notlar karaladı. Kendinden sonra onlara bakacak olan kişi bilmeliydi; güneşi canı gibi seveni de vardı, suya zerre tahammülü olmayanı da... Sonra kitaplarına döndü yüzünü. Onlara veda etmek o kadar zordu ki... Hepsinin sayfaları arasında kendine yeni hayatlar inşa etmişti. Kiminde çılgın bir sevdalı, kiminde eli silahlı bir katil olmuş; bazen yetim bir çocuğun acısını çekmiş, bazen de anlaşılması güç felsefi cümlelerin arasında kaybolmuştu. Hepsini o kitaplarda okumuş, hepsini bizzat yaşamıştı. Zaten gerçek dünyayı pek de bildiği söylenemezdi; belki de bu yüzden uçurumdan aşağı fırlatılmış gibi sersemlemişti. Peki ama niye? Bunu hiç hak etmemişti ki... Doğruların ucuzca satıldığı o kirli düşüncelere kurban edilmişti. Bu soruyu defalarca haykırmak istiyordu: Peki ama niye? Neden?
Banyoya geçti. Tek düşüncesi, ardında kendini unutturmayacak, silinmeyecek bir veda bırakmaktı. Bileğini açtı ve tenine ince bir çizik attı. Kan damlamaya başladığında, elindeki defteri açıp o kırmızı damlalarla ilk başlığı attı: "Beni güzel hatırla... Beni unutma." Yazarken, akan kanın sanki içindeki tüm kirli anıları süpürüp götürdüğünü hissetti. Her damla, hayattan intikam alır gibi garip bir huzur veriyordu ona. Dünyasında ilk kez yıldızlar bu kadar parlak belirdi. Daha önce hiç bu kadar mutlu olmamıştı; bilseydi, bu sonu en başından yazardı. Kan ve intikam, ruhuna beklenmedik bir hafiflik katmış, adeta hücrelerini yenilemişti. Gülümserken ağlıyor, ağlarken feryat ediyordu. Sonra duruldu, sakinleşti ve yeniden yazmaya koyuldu.
Tam o sırada diline bir türkü dolandı, zihni bulandı. Haykırarak o türküyü söylemeye başladı:
"Ne ağlarsın benim zülfü siyahım, bu da gelir bu da geçer ağlama..."
Durup düşündü: Ağlamasa geçer miydi gerçekten? Tek günahı, gözyaşlarına teslim olmak mıydı? "Feryadın göklere ulaşır" sözü, bir tokat gibi çarptı yüzüne. Unuttuğu Rabbi, onu asla unutmazdı; onu yarı yolda bırakmazdı. Hani şair diyordu ya; "Seni bırakmayanın hatırına bırakma beni." Düşünceler sarmal haline gelmiş, birbirine girmişti. Bunu yapan damarlarından süzülen o kırmızı damlalar mıydı? Onlar da mı ihanet ediyordu şimdi ona? Onlar da mı tıpkı dalından koparılan bir gül gibi, kendisini hayallerinden ve hatıralarından koparıp alıyordu?
Kendi kendine mırıldandı: "Ben Yusuf değildim ki... Ben Eyyüp Peygamber de değildim... Kimdim sahi ben?"
T.S. Eliot’ın o meşhur sözü yankılandı zihninde:
"Başkalarının çirkinliğinin, içinizdeki güzelliği öldürmesine izin vermeyin."
Durdu, bu sözü ruhunun derinliklerinde tarttı. Ve önündeki dosyaları, tek bir satırı bile atlamadan, yeniden açıp okumaya başladı...
