“Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?”
Bir boğaz harbi olmasa da boğazları düğümleyen bir harp olarak tarihin derinliklerine, kalbimizin köşesine ve aklımızın ucuna yazıldı.
Tarih, tankların karşısına göğsünü siper edip bu hayasızca akını durduran bir milleti çok nadiren kaydeder. 15 Temmuz, sadece karanlık bir darbe girişiminin makus girişimin engellendiği bir gece değil; iradesini ve istikbalini vedahi egemenliğini birkaç haine teslim etmeyen, içlerinden çıkan çakallar gibi çıkarları uğruna vatanını peşkeş çekmeyen bir halkın küllerinden yeniden doğuşudur.
O gece sala sesleri uçak gürültülerini bastırırken, sokaklara dökülen milyonlar ne mermiden korktu ne ölümden. Tankların önüne yatan nice aslanlar vardı ki merhum Akif’inde dediği gibi;
“Bedr’in aslanları, ancak bu kadar şanlı idi.”
Ömer Halisdemir’in sıktığı ilk kurşun, hainlerin kalbine saplanan bir bağımsızlık nişanesi oldu. Çanakkale ruhunun bu topraklarda asla ölmediğini ve ebed müddet var olacağını, tankların paletleri altına yatanların, çarşafının şerefi ile ülkesine yapılan hainliğe dur diyip, helikopterlerden sıkılan kurşunlara rağmen köprüyü bırakmayan abilerimiz, ablalarımız bize özümüzü hatırlattı ve Türk milleti bir kez daha tüm dünyaya kendi kudretini ve heybetini ilmek ilmek ilan etti.
15 Temmuz, bu toprakların namusunu korumak için can verenlerin, çıplak elleriyle tankları durdurup kurşunlara göğüs gerenlerin kahramanlık hikayesidir. Millet, kendi destanını kanıyla yazmış; egemenliğin kayıtsız şartsız kendisinde olduğunu tarihin sayfalarına altın harflerle kazımıştır. Bu anlamlı direnişin seneyi devriyesinde aziz şehitlerimize rahmet, ailelerine bir kez daha sabırlar diliyorum, gazilerimizi minnetle selamlıyorum...
