Aklımızın bir köşesinde duran bir televizyon düşünün, yaşantınızın her anını tekrar tekrar izlediğiniz bir televizyon. Yaşamak istediğiniz filmi ise yazar, yönetir, yayına verirsiniz. Belki tek bir sahneyi binlerce defa çekersiniz. Engel olan yok, senaryoyu değiştiren yok, düşünce polisi de yok. Kumanda siz de, istediğiniz gibi yönetirsiniz.
Ben aklımdaki bu televizyonun alt yazısını açınca şiirlerim sıralanıyor kayıtlarda, böyle nitelendiriyorum aklımca. Aynı hisleri yaşayıpta alt yazısını yazamayan varsa diye bir alt yazımı paylaşmak istedim, bilirsiniz bazı hisler birdir, sadece bazıları tarif edemez duygularını. Armağanım olsun, şiir zaten armağandır neticede.
Sesin etrafımda dağılırken neşeyi tanırım
Çok daha yakından tanırım, neşe ben olurum hatta
Pervasızca koşturan bir deli tayı andırır nabzım
Ritmiyse her göz kırpışına eşlik etmeye başlar bir anda.
Tay düşeceğini bilmez, heyecanının yerle bir olacağını da
Sanki yerle bir olmak bile canını acıtmaz
Sonsuz bir yola girdiğini zanneder gözlerim
Gözlerim, yolun bir sonu olduğuna ikna olmaz.
Tay ıssız yeşil vadide dolanacağını sanır kısacık ömründe
Her güneşin doğuşunun gündüzü getirdiğine inanır
Bazı güneşler karanlık güne doğar oysa
Duymayınca seni karanlığı öğrenirim bu defa.
Vadinin ıssızlığı canı oymaya başlayınca anlarım
Anlarım ki seni duyduğumda güzelmiş ıssızlık
Güneşin ne yana döneceğini sen söylermişsin meğer
Sonra tay kör olur, sonra lâl olur, sonrası sessizlik.
