Genel

Bitmesin Yazımız, Sönmesin Semaverimiz...

Bitmesin Yazımız, Sönmesin Semaverimiz...Gündoğumunun ilk ışıkları, Palandöken’in mağrur Ejder Tepesi’nden usulca süzülürken, doğuya bakan yamaçların eteğindeki yemyeşil yaylaları altın bir ...

18.07.2026 - 12:42 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Bitmesin Yazımız, Sönmesin Semaverimiz...
Fuat ÇOMAKLI
Fuat ÇOMAKLI
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Fuat ÇOMAKLI
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bitmesin Yazımız, Sönmesin Semaverimiz...


Gündoğumunun ilk ışıkları, Palandöken’in mağrur Ejder Tepesi’nden usulca süzülürken, doğuya bakan yamaçların eteğindeki yemyeşil yaylaları altın bir aydınlığa boyuyor. Güneş, Erzurum semalarında cömert yüzünü gösterdikçe, senenin yalnızca birkaç ayına sığan o kıymetli yaz mevsiminin müjdesini veriyor. Çoğu kışa, azı yaza emanet bu yüksek şehirde Temmuz, insanın içine işleyen sıcacık bir rahmet gibi gönülleri sarıyor. Dumlu Baba Dağları'ndan esen serin meltem, Çifte Minareli Medrese'nin vakur taşlarına, Yakutiye'nin zarif çinilerine dokunarak gündüzün sıcaklığını yumuşatıyor; bozkırın sarısına inat, yüksek yamaçlarda yeşilin binbir tonu yazın en güzel türküsünü söylüyor.Temmuz ayının da üçte ikisi geride kaldı. Tortum Şelalesi'nin çağlayan suları gibi zaman, avuçlarımızın arasından sessizce akıp gidiyor. Dilerim ki yaz bu kadim şehri hemen terk etmesin; akşamlara sinen o demli huzur, o içli sükûnet hiç eksilmesin. Bitmesin yazımız, sönmesin harıl harıl yanan emektar semaverimiz...Gündüz ovayı kavuran sıcak, güneş guruba çekildiğinde yerini insanın ruhunu dirilten yayla serinliğine bırakıyor. Dağlar yine vakti gelince beyaz örtüsüne bürünecek, yollar karla kapanacak; ama şimdi yıldızların neredeyse el uzatılacak kadar yakın durduğu gökyüzünün altında Erzurum geceleri, insanın ruhuna tarifsiz bir huzur bırakıyor. Semaverden yükselen odun ve kömür kokusu, kıtlama çayın demiyle birleşerek dostluğun, muhabbetin ve memleket sevdasının en güzel kokusuna dönüşüyor.Tebrizkapı'da, Lalapaşa'nın gölgesinde, Ulu Cami'nin avlusunda, Erzurum Kalesi'nin burçlarında ve Abdurrahmangazi'nin eteklerinde aynı ruh dolaşıyor. Ovada başaklar olgunlaşıyor, rüzgâr ekinlerin arasından bir dua gibi geçiyor. Narman'ın Peribacaları vakur duruşuyla ufku süslüyor, Hasankale'nin şifalı suları gönüllere ferahlık taşıyor. İnsan, bu yüksek şehrin her köşesinde Rahmân'ın nakış nakış işlediği hikmeti yeniden seyrediyor.

Gün batıyor… Palandöken'in mağrur Ejder Tepesi'nde gökyüzü, korla dokunmuş bir kilim gibi kızılın en derin tonlarına bürünüyor. Güneşin vedâ eden son ışıkları, şehri sinesinde taşıyan asırlık tabyaların vakur taşlarına usulca dokunurken, kızıl ile lacivert birbirine karışıyor; Erzurum, batıya açılan Aşkale ufkunda akşamın mahmur sükûtuna emanet ediliyor. Gündüzün telaşı çekiliyor, yerine yayla gecelerinin ruhu dinlendiren serinliği usul usul çöküyor.Derken gökyüzü yıldızlarla bezeniyor; mehtap, dolunaylı gecelerde ovaya gümüşten bir seccade seriyor. Sanki sema, bütün ihtişamıyla bu yüksek serhat şehrinin üzerine biraz daha eğilmiş… Elini uzatsan yıldızlara değecekmişsin gibi. Ah bu Erzurum geceleri… Ah bu tatlı yayla serinliği… ah mehtaplı geceleri..var mı bu mevsimde başka benzeri...Ah semaver dumanına karışan kıtlama çayın kokusu… İnsan, zamanın akışını unutuyor. Dağın sükûtu ovaya yayılıyor, rüzgâr dua gibi esiyor; gökyüzünün sonsuzluğu ise bu kısa yaz mevsiminin ne büyük bir nimet, ne paha biçilmez bir emanet olduğunu sessizce fısıldıyor.

Zaman, Taşmağazalar'ın, Gürcükapı'nın ve eski taş sokakların üzerinde ağır ağır akıyor. Bu büyü bozulmasın, bu rüya dağılmasın diye insan nefesini bile usulca alıyor.Çünkü hayat da Erzurum gibidir. En uzun kışların ardından en güzel yazlar gelir. En çetin imtihanların ardından gönlü serinleten bir ferahlık doğar. Tortum'un bulanık suları nasıl vakti gelince durulursa, insanın gönlü de sabırla beklediğinde kendi huzuruna kavuşur.Zamanın elinde şekillenen bu günler; sıcağın, serinliğin, dağın ve ovanın arasında saklı ilâhî bir rahmet taşır. Bize düşen; semaverin közünü diri tutmak, kıtlama çayın muhabbetini çoğaltmak, yayla gecelerinin serinliğinde dost sesine kulak vermek ve ömrün bu güzel demlerini şükürle yaşamaktır. Çünkü her uzun kışın bağrında bir Temmuz sabahı, her çetin imtihanın ardında bir Erzurum yazı saklıdır. Sabırla bekleyen, vakti gelince rahmete kavuşur; tıpkı bu yüksek şehrin aylar süren beyaz sessizliğin ardından yeniden yeşile ve ışığa kavuşması gibi.Ve biliriz ki ömrün gerçek bereketi; dostluğu semaverde demlemek, muhabbeti gönülde büyütmek, ekmeği paylaşmak, her nimeti şükürle karşılamak ve her mevsimde Rabbimizin lütfettiği güzellikleri görebilmektir.Ömür de yaz gibidir; kıymeti, geçip gittikten sonra daha iyi anlaşılır. O hâlde her demine şükredelim, her dostluğu gönlümüzde saklayalım, her muhabbeti semaverin buğusuyla çoğaltalım. Hiç bitmesin yazımız, sönmesin semaverimiz...

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku