Palandöken'in Vakur Duruşu
Erzurum semalarında sabah, Palandöken'in vakur omuzlarına usulca konan gümüşî bir ışıkla başlar. Ejder Tepesi'nin sessiz doruklarından süzülen gün, Dumlu Dağları'nın heybetli yamaçlarına altın bir hırka giydirirken; Karasu ile Aras'ın billur suları ilk ışıkları bağrına alıp ovalara taşır. O vakit Çifte Minareli Medrese'nin taşlarına değen güneş, Yakutiye'nin kubbelerinde inci taneleri gibi parıldar; Lalapaşa Camii'nin minaresinden yükselen ezan, Ulu Cami'nin avlusundaki sükûtla birleşerek gökyüzüne ince bir dua gibi yükselir.Lâkin her şafak berrak doğmaz. Kimi sabahlar Tortum'un köpük köpük çağlayanlarını, Oltu'nun sarp kayalıklarını, İspir'in yeşil vadilerini, Hınıs'ın geniş bozkırlarını, Tekman'ın yüksek yaylalarını, Horasan'ın uçsuz bucaksız düzlüklerini, Çat'ın rüzgârlı yamaçlarını, Pasin Ovası'nı ve Aşkale'nin bereketli topraklarını ağır bir sis örter. Öyle bir sis ki dağları küçük, yolları belirsiz, ufukları mahzun gösterir. Uzaklardan bakanlar göğün mavisini kaybettiğini sanır. Hâlbuki Palandöken yerindedir; yalnızca gözler onu seçememektedir.Rüzgâr bunu en iyi bilen kadim bir seyyahtır. Her sabah Aziziye Tabyaları'nın taş burçlarına uğrar, Abdurrahman Gazi'nin eteklerinden geçer, Yakutiye'nin kubbelerine dokunur; sonra Çoruh'un serin nefesiyle İspir taraflarına, Aras'ın türküsüyle Horasan ovalarına doğru yol alır. Her geçtiği yere aynı hakikati bırakır: "Sis, dağın sahibi değildir; yalnızca kısa ömürlü bir misafirdir."Kartallar Palandöken'in doruklarında göğün mavisini yararak kanat çırpar. Onlar sisin altında uzayan gölgelerle oyalanmaz; güneşin hangi yamaçtan doğacağını bilir. Tortum'un bülbülleri de en güzel nağmelerini pusun en koyu vaktine saklar. Çünkü bilirler ki hakiki bahar, yalancı sıcaklıkların ardından değil; sabırla beklenen güneşin ardından gelir.Karasu ile Aras, yoluna karışan bulanık suları bir müddet bağrında taşır. Fakat her kıvrımda biraz daha durulur, biraz daha berraklaşır. Sonunda yalnızca kendi hakiki rengini kuşanırlar. Çünkü kaynak suyunun yaratılışında bulanıklığa ebediyen yurt olmak yoktur.Palandöken'in bağrındaki çamlar, nice kışların ayazını, nice tipilerin yükünü omuzlamıştır. Dalları eğilmiş, gövdeleri rüzgârla sınanmış, kökleri derin sessizliklerde sabrı öğrenmiştir. Fakat bahar eriştiğinde her tomurcuk yeniden tebessüm eder. Çünkü kökü sağlam olan ağaç, esen rüzgârın yönüne göre ömrünü değiştirmez.İşte bu dağların koynunda yetişen çınarlar da böyledir. Gürültüyle değil, köklerinin derinliğiyle ayakta kalırlar. Bahar geldiğinde gölgelerini yolcudan esirgemez, dallarını kuşlara açar, toprağa düşen her yaprağı yeniden dirilişin müjdesi sayarlar. Bu iklimde filizlenen her fidan; paylaşmayı, emanete sadakati ve doğruluğu, dağlardan ve ırmaklardan öğrenir. Çünkü bu toprağın mayasında Karasu'nun berraklığı, Aras'ın duruluğu ve Palandöken'in vakarı vardır.Ne var ki bazen mevsimler uzar, sis vadilerden çekilmek istemez. Sert rüzgârlar eser; narin dallar kırılmamak için eğilmiş gibi görünür. Kimi tomurcuk vakti gelinceye kadar sessizce bekler. Bu bekleyiş, kökün toprağa küstüğü anlamına gelmez. Çünkü tabiat bilir ki hiçbir sis ebedî değildir.Biliyoruz... Sis, dağ olmadığını bilir. Dağ da sisin gelip geçici olduğunu bilir. Rüzgâr, bu sırrı vadilere fısıldar; vadiler ırmaklara anlatır. Fakat yine de sis biraz daha oyalanmak ister. Gölgeler biraz daha uzasın, güneş biraz daha geciksin diye ovaya çöker. Oysa Palandöken'in dorukları, Dumlu Dağları'nın heybeti, Tortum'un çağlayanı, Oltu'nun kayaları, İspir'in vadileri, Hınıs'ın bozkırları, Tekman'ın yaylaları, Horasan'ın ovaları ve Çat'ın yamaçları her sabah aynı hakikate uyanır: Güneş gecikebilir; fakat doğmaktan asla vazgeçmez.Karlar çözülür. Çirişler, evelikler, çaşırlar ve mor çiğdemler toprağın sessiz bağrından yeniden yüzünü gösterir. Kekik kokusu yaylalara yayılır. Turnalar mavi atlas göğün altında yeniden kanat çırpar. Karasu ile Aras billur gibi akmaya devam eder. Palandöken ise hiçbir şey olmamış gibi yine aynı vakar, aynı sükûnet ve aynı heybetle ufka bakar.İşte o vakit anlaşılır ki; vakur olan gürültü çıkarmaz, kökü sağlam olan savrulmaz, hakikate yaslanan ise yönünü kaybetmez. Toz dağılır, sis çekilir, yollar yeniden görünür. Mevsimler değişir, rüzgâr diner, gölgeler kaybolur. Geriye yalnızca dağların sarsılmaz vakarı, ırmakların berraklığı ve göğün bitmeyen maviliği kalır.Ve Palandöken'in doruklarından her sabah yükselen ilk ışık, asırlardır Erzurum'un üzerine aynı cümleyi bırakır:"Şafağı hiçbir sis örtemez. Çünkü sisin ömrü rüzgâr kadardır; hakikatin ömrü ise Palandöken kadar vakur, Karasu ile Aras kadar berrak ve bu kadim topraklar kadar ebedîdir."
