Bu sabah memleketimde uyandım. Bu hissin insanda ne kadar büyük bir mutluluk yarattığını ancak bizim gibi doğduğu toprakların uzağına düşenler anlar.
Memleket gibisi yok. İnsanın kendini ait hissettiği yer; her karışını, her ayrıntısını bildiği ve güvendiği, geçmişin izlerini taşıyan memleketidir.
Biz asker ailesiyiz; memleket bizim için her yerdir. Vatanın her zerresi bizim için yurttur lakin gittiğimiz her yerde, memleketimizin bize hissettirdiği o aitlik duygusunu çok özlüyoruz.
Herkes "soğuk" diyor; bizse gurbetteyken Erzurum'un soğuğunda üşümeyi özlüyoruz.
Herkes "Erzurum'da ne var ki?" diyor; biz bize yabancı kalan diyarlarda Erzurum'un Palandöken Dağı'ndan dökülen kar taneciklerini, eninde sonunda her sokağın vardığı nokta olan Cumhuriyet Caddesi'ni, herkesin nokta atışı bulabileceği Havuzbaşı'nı, "kavşak" deyince ilk akla gelen Atatürk Üniversitesi Kavşağı'nı çok özlüyoruz.
Üniversitenin Kartal Kapısı'ndan başlayıp ağaçların gölgesinde kalan kampüste yürümeyi, tarih kokulu Erzurum evlerinde demliğin dibine vurup limonlu çayın huzurunda sohbet etmeyi, Ulu Cami'nin maneviyat yüklü atmosferinde namaz kılmayı, Lala Mustafa Paşa Camii'nde vaaz dinlemeyi, Gürcükapı'daki yılların dükkânlarında alışveriş yapmayı çok özlüyoruz.
Uzak kaldığımız her yerde "Memleket neresi?" diye sorduklarında, "Erzurum" derken kabaran göğsümüzün huzur saklı köşesinden bakıyoruz memleketin adının geçtiği her şeye.
Kilometrelerce uzakta olmamıza rağmen bir anda burnumuza cağ kebabının kokusu geliyor. Kebabın ardından kana kana içtiğimiz suyun aktığı Dabakhane Çeşmesi'nin yahut Cennet Çeşmesi'nin sesi geliyor kulaklarımıza...
Ramazan ayında iftardan sonra içilen çayın yanında yenilmesi kural hâline gelmiş olsa da her an, her zaman ve her yerde Erzurum'da tatlı deyince akla gelen kadayıf dolmasının o ballı, çıtır sesini özlüyoruz. "Aşoti" kokulu, dumanı üstünde tüten ayran çorbasını özlüyoruz. Memlekette bir davete gittiysen seni karşılayan o fiks menü var ya (Ayran aşı çorbası, pilav, sarma, su böreği, tavuk but, kadayıf dolması ve limonlu çay); işte onu arıyor gözlerimiz gittiğimiz her davette.
Velhasılkelam dostlar, yazsam roman olur ama işin özü; özlüyor insan memleketini.
Bizim payımıza gurbet düştü. Her gün memleketinde uyanan insan ne anlasın bizim limonlu çayı sadece Erzurum'da içince huzur bulduğumuzu? Her an çıkıp gidebilen ne anlasın bizim memleket sokaklarında yürümeyi dört gözle beklediğimizi?
Hayatın acı kuralıdır bu: Elinde olanın kıymeti bilinmez, ta ki ona hasret kalana kadar. "Hep" olan değer görmez, ta ki "hiç" olana kadar !

Mine Aras Nalkıran