Benim memleketim; dağların soğuk rüzgârıyla üşüyen, toprağın çamuruyla ayakları kirlenen, eşinin işinden arta kalan zamanında mutluluk arayan, çocuğunun isteklerinden kendi sesini duymayan kadınlarla dolu.
Erzurum'un kadın nüfusunun yükü çoktur. Erkekler sadece iş yerinde yorulurken kadınlar evlerinin yükünde kendini unutacak kadar fazla sorumluluk alır üzerine. Yüzyıllardır bu yük hiç azalmadı. Evlenene kadar baba evinde, evlendikten sonra koca evinde taşıdılar bu yükü.
Erzurum kadınının hayatını dört duvar arasına kim sakladı?
Mahremiyet mi?
Ataerkil zihniyet mi?
Erkeklerin kibri mi?
Kadınların sessizliği mi?
Ben size söyleyeyim: Yüzyıllardır değişmeyen o zihniyet yüzünden. Erkek çalışır para getirir; kadın evde çocuğuna bakar, kaynanaya bakar, kayınpedere bakar... Kendi anasına babasına da kocası izin verirse bakar. Erkeğin her şeye hakkı vardır, kadının nefes alması kâfidir. "Karnı doyuyor mu? Ee, daha ne istiyor?"
Palandöken Dağı'nın eteğine saklanmış memleketimin kadınları; bahar gelir temizlik yapar, yaz gelir temizlik yapar, kış gelir temizlik yapar, Ramazan gelir temizlik yapar... Memleketin hepi topu iki aylık yazı vardır, onda da evin döşeğini, yastığını söker yün yapar.
Neden bu kadar temizlik yapar memleketimin kadınları?
Söyleyeyim sebebini size. Zihninde temizleyemediği ne varsa sarı bezini sürdüğü yerde aklamaya çalışır. İçine attıklarını, omuzlarında hissettiği ağırlığı, kalbine koyduğu kırgınlıkları, sustuklarını temizlemeye çalışır. "Aman kızım sus, içine at, evin huzursuz olmasın." diye diye baba evinden sesi kısılarak gönderilen kız evlatlar, eşinin evinde susturucu takılan yüreğinin isini, pasını kendini temizliğe vererek atmaya çalışıyor; lakin kimse bunun farkında değil.
Sabahın erken saatlerinde yün çırpmak için kapının önüne çıkan kadının çubukla yüne vuruşunu seyrettiniz mi? Eteklerindeki tüm taşları döke saça vurur ama gören de "Ne güzel başlamış yünlerini yapmaya, hemen ben de gidip sökeyim yorganı." der. Kurduğu cümlede, "Ben de içime attıklarımdan, kafama taktıklarımdan yün yaparak azıcık uzaklaşırım belki." dediğinin kendisi bile farkında değildir.
Memleketimin kadınına sorun, ne zaman derdi kederi olsa temizlik yapar. Ya mutfak dolaplarını indirir ya gardıropları boşaltır ya da evin altını üstüne getirir. Altının üstünden bir farkı olmadığını koca evi temizledikten sonra anlar ama ne fayda; kendini yoracağı kadar yormuştur.
Zaman geçiyor, düzen değişiyor ama bazı noktalar aynı kalıyor. Erzurum kadınının yükünün hiç azalmadığı bu düzen hâlâ devam ediyor.
Peki ya bunu kim yıkacak? Erkeğin zihniyeti mi, kadının dirayeti mi?
Kafasını toplamak için evi toplamayı, zihnini temizlemek için sarı bezi kullanmayı ne zaman bırakacak memleketimin kadınları?
