Hayatın kıyısında köşesinde bulduğumuz her zerre, bir şükür sebebi... Bazen içinde olduğumuz çerçeveye sığamıyor gibi hissetsek de Allah lütfuyla bizi o çerçevenin içine yakıştırmışsa bir bildiği vardır elbet. Bir düşündüğü, bir bildiği...
Lokmân Suresi 12. ayetin satırlarında Rabb’imiz bize şöyle buyuruyor:
"Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah her bakımdan zengindir, övülmeye layıktır."
Allah'ın bizim şükrümüzü duymaya ihtiyacı yoktur; ama bizim, şükrümüzü Allah'a duyurmaya ihtiyacımız var. O'nun lütfuna, O'nun sırrına ve O'nun rızasına ihtiyacımız var... Rabb’im övülmeye layıktır elbet; lakin dünyanın sırrı ve imtihanın çetin sorusu şudur: Biz O'nu övmeye layık mıyız?
Çocukluğumuzun masum gülüşlerinden, gençliğimizin deli dolu hallerinden, yetişkinliğimizin olgun ama bir o kadar kırgın ve çaresiz anlarından bize kalan ne varsa, işte onun içinde arayacağız şükrü. O an bize ızdırap verenin, gün gelip bize en güzel ferahlığı ve konforu sağlayacağını bilmeliyiz.
Dünyanın varoluş amacı belli: İmtihan edileceğiz. Başımıza gelen her şeyin bir hikmetle gerçekleştiğini ve günü gelince hayırlı bir sonuca bağlanacağını unutmamalıyız.
Âl-i İmrân Suresi 186. ayette bize dünyanın özeti verilmiş:
"Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz..."
Her şey, bizim kafamızı yorduğumuzdan çok daha basit aslında: Sabret, şükret, dua et...

Mine Aras Nalkıran