Edebiyat & Kitap

Kendime Yetişene Dek.

Bazen insanın ihtiyacı olan şey bir cevap değildir. Bazen insan, bütün sorularını bir kenara bırakıp yalnızca dinlenmek ister. Öyle bir dinlenmek ki uykunun bile yetmediği, gecenin sabaha ba...

25.08.2026 - 16:53 7 dk'da okuyabilirsiniz.
Kendime Yetişene Dek.
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN
Yazel Yüsra ÖZNALÇIN
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Yazel Yüsra ÖZNALÇIN
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Bazen insanın ihtiyacı olan şey bir cevap değildir. Bazen insan, bütün sorularını bir kenara bırakıp yalnızca dinlenmek ister. Öyle bir dinlenmek ki uykunun bile yetmediği, gecenin sabaha bağlanmaktan vazgeçtiği, zamanın insanın yakasına yapışmayı bıraktığı bir dinlenmek…Şimdi bulabildiğim bütün soru cümlelerini üst üste yığıp, bulabildiğim en merhametli cevabın dizlerine yaslamak istiyorum başımı. Bütün “neden”leri, bütün “nasıl”ları, cevapsız kalmış bütün “ne zaman”ları birer birer susturmak; hiçbir şey sormadan, hiçbir şeyi anlamaya çalışmadan yalnızca susmak istiyorum.Bulabildiğim en müşfik cümlenin önünde, bir an olsun düşünmeksizin, iyiden iyiye bitik, iyiden iyiye yorgun bedenimi yere bırakmak istiyorum. Sanki uzun zamandır sırtımda taşıdığım görünmez bir yük varmış da, onu yere bıraktığım anda omuzlarım ilk kez kendi ağırlığını hissedecekmiş gibi…Uzanmak istiyorum.Öylece, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan. Kimseye iyi olduğumu kanıtlamadan. Güçlü görünmeye çalışmadan. “Geçer” denilen şeyin ne zaman geçeceğini hesaplamadan. İçimde biriken bütün yorgunlukların, adını koyamadığım bütün acıların, hangi günahtan kalma olduğunu kestiremediğim bütün sızıların üzerimden ağır ağır çekilip gitmesini beklemek istiyorum.Çünkü insan bazen yaşadıklarından değil, yaşadıklarını taşımaktan yoruluyor.Bir gün daha dayanmak, bir sabah daha uyanmak, birilerine yetişmek, bir şeyleri açıklamak, kırıldığını belli etmemek, ağladığında yüzünü silip kaldığın yerden devam etmek… Bütün bunlar, insanın içinde kimsenin görmediği bir yorgunluk biriktiriyor. Sonra bir gün, küçücük bir cümle bile insanın bütün direncini elinden alıyor.Ve insan yalnızca uyumak istiyor.Uyumalıyım.Uzunca bir süre.Öyle uzun ki uyandığımda takvimlerin anlamını yitirdiği bir yerde olayım. Sınırların, para birimlerinin, zaman ölçülerinin değiştiği çağlara dek uyumalıyım. Dünyanın bütün saatleri durmuş, bütün takvim yaprakları yere savrulmuş olsun. Ben o sırada hiçbir şeyi kaçırmamış olayım.Uyandığımda kimse benden açıklama istemesin.Kimse “Neredeydin?” diye sormasın.Ben de “Çok yoruldum.” demek zorunda kalmayayım.Çünkü belki de insanın en büyük ihtiyacı, bazen anlaşılmak bile değildir. Bazen yalnızca yorulmasına izin verilmesidir.Birilerinin gelip omzuna elini koyması ve “Artık taşıma.” demesidir.“Biraz da ben tutarım.”“Sen dinlen.”“Bugün hiçbir şeyi çözmek zorunda değilsin.”Ne güzel olurdu…Belki bütün mesele de budur zaten: Hayatın bizden sürekli bir şeyler istemesine rağmen, bizim kendimizden hiçbir şey istemediğimiz o kısa ânı bulabilmek.Bir sabah uyanıp kendimize kızmadan nefes almak.Bir gece başımızı yastığa koyduğumuzda yarının hesabını yapmamak.Ve bir süreliğine, yalnızca insan olmak.Ne güçlü, ne dayanıklı, ne sabırlı…Sadece insan.Yorgun, kırgın, eksik ama hâlâ burada.Belki dinlenmek, vazgeçmek değildir. Belki insanın kendisini yeniden toparlayabilmesi için dünyadan kısa bir süreliğine izin istemesidir.O yüzden bugün bütün sorularımı susturuyorum.Cevapları da yarına bırakıyorum.Şimdilik başımı merhametin dizlerine koyup gözlerimi kapatmak istiyorum.Ve dünya biraz beklesin.Çünkü ben, uzun zamandır ilk kez kendime yetişmek istiyorum.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey bir cevap değildir. Bazen insan, bütün sorularını bir kenara bırakıp yalnızca dinlenmek ister. Öyle bir dinlenmek ki uykunun bile yetmediği, gecenin sabaha bağlanmaktan vazgeçtiği, zamanın insanın yakasına yapışmayı bıraktığı bir dinlenmek…Şimdi bulabildiğim bütün soru cümlelerini üst üste yığıp, bulabildiğim en merhametli cevabın dizlerine yaslamak istiyorum başımı. Bütün “neden”leri, bütün “nasıl”ları, cevapsız kalmış bütün “ne zaman”ları birer birer susturmak; hiçbir şey sormadan, hiçbir şeyi anlamaya çalışmadan yalnızca susmak istiyorum.Bulabildiğim en müşfik cümlenin önünde, bir an olsun düşünmeksizin, iyiden iyiye bitik, iyiden iyiye yorgun bedenimi yere bırakmak istiyorum. Sanki uzun zamandır sırtımda taşıdığım görünmez bir yük varmış da, onu yere bıraktığım anda omuzlarım ilk kez kendi ağırlığını hissedecekmiş gibi…Uzanmak istiyorum.Öylece, hiçbir yere yetişmek zorunda olmadan. Kimseye iyi olduğumu kanıtlamadan. Güçlü görünmeye çalışmadan. “Geçer” denilen şeyin ne zaman geçeceğini hesaplamadan. İçimde biriken bütün yorgunlukların, adını koyamadığım bütün acıların, hangi günahtan kalma olduğunu kestiremediğim bütün sızıların üzerimden ağır ağır çekilip gitmesini beklemek istiyorum.Çünkü insan bazen yaşadıklarından değil, yaşadıklarını taşımaktan yoruluyor.Bir gün daha dayanmak, bir sabah daha uyanmak, birilerine yetişmek, bir şeyleri açıklamak, kırıldığını belli etmemek, ağladığında yüzünü silip kaldığın yerden devam etmek… Bütün bunlar, insanın içinde kimsenin görmediği bir yorgunluk biriktiriyor. Sonra bir gün, küçücük bir cümle bile insanın bütün direncini elinden alıyor.Ve insan yalnızca uyumak istiyor.Uyumalıyım.Uzunca bir süre.Öyle uzun ki uyandığımda takvimlerin anlamını yitirdiği bir yerde olayım. Sınırların, para birimlerinin, zaman ölçülerinin değiştiği çağlara dek uyumalıyım. Dünyanın bütün saatleri durmuş, bütün takvim yaprakları yere savrulmuş olsun. Ben o sırada hiçbir şeyi kaçırmamış olayım.Uyandığımda kimse benden açıklama istemesin.Kimse “Neredeydin?” diye sormasın.Ben de “Çok yoruldum.” demek zorunda kalmayayım.Çünkü belki de insanın en büyük ihtiyacı, bazen anlaşılmak bile değildir. Bazen yalnızca yorulmasına izin verilmesidir.Birilerinin gelip omzuna elini koyması ve “Artık taşıma.” demesidir.“Biraz da ben tutarım.”“Sen dinlen.”“Bugün hiçbir şeyi çözmek zorunda değilsin.”Ne güzel olurdu…Belki bütün mesele de budur zaten: Hayatın bizden sürekli bir şeyler istemesine rağmen, bizim kendimizden hiçbir şey istemediğimiz o kısa ânı bulabilmek.Bir sabah uyanıp kendimize kızmadan nefes almak.Bir gece başımızı yastığa koyduğumuzda yarının hesabını yapmamak.Ve bir süreliğine, yalnızca insan olmak.Ne güçlü, ne dayanıklı, ne sabırlı…Sadece insan.Yorgun, kırgın, eksik ama hâlâ burada.Belki dinlenmek, vazgeçmek değildir. Belki insanın kendisini yeniden toparlayabilmesi için dünyadan kısa bir süreliğine izin istemesidir.O yüzden bugün bütün sorularımı susturuyorum.Cevapları da yarına bırakıyorum.Şimdilik başımı merhametin dizlerine koyup gözlerimi kapatmak istiyorum.Ve dünya biraz beklesin.Çünkü ben, uzun zamandır ilk kez kendime yetişmek istiyorum.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku