Erzurum & Şehir

Erzurum: Vatanın Yükünü Taşıyan, İktisadın Yükünü Bekleyen Şehir

Erzurum: Vatanın Yükünü Taşıyan, İktisadın Yükünü Bekleyen ŞehirErzurum, tarih boyunca haritada alelade bir nokta değil; devletin nefesi kesildiğinde diz çöktüğü sarp ve asil bir millî kürsü...

25.08.2026 - 18:57 5 dk'da okuyabilirsiniz.
Erzurum: Vatanın Yükünü Taşıyan, İktisadın Yükünü Bekleyen Şehir
Fuat ÇOMAKLI
Fuat ÇOMAKLI
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Fuat ÇOMAKLI
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

Erzurum: Vatanın Yükünü Taşıyan, İktisadın Yükünü Bekleyen Şehir

Erzurum, tarih boyunca haritada alelade bir nokta değil; devletin nefesi kesildiğinde diz çöktüğü sarp ve asil bir millî kürsü olmuştur. Vatan, bayrak, din ve istiklâl gibi mukaddes kavramlar, Palandöken’in ayazında kavrulan bu kadim şehirde asla kuru birer kelimeden ibaret kalmamıştır. Burası; toprağın şehit kanıyla yoğrulduğu, taşın dadaş vakarıyla mühürlendiği, sadakatin coğrafya bulmuş hâlidir.
Mondros’un o kapkara teslimiyet örtüsü Anadolu’nun üzerine çökerken, Erzurum’un çıplak dağlarından yükselen o ilk irade, yırtılan bir kefen gibi tarihi yeniden yazmıştır. Cumhuriyet’e giden o çetin yolun ilk harcı, Erzurum Kongresi’nin yapıldığı o soğuk taş binada, memleket sevdasıyla yanan yüreklerle karılmıştır.
Fakat ne hazindir ki; Erzurum’un tarihe göğüs geren o devasa fedakârlığı ile talihin ona reva gördüğü ekonomik kader arasında, uçurumlar kadar derin bir sessizlik vardır.
Osmanlı-Rus savaşlarının bıraktığı kanlı izler, durmaksızın dalga dalga giden göçler, depremler ve salgınlar bu serhat şehrinin ekonomik damarlarını adeta kurutmuştur. Cumhuriyet’in ilk yıllarında çekilen o yırtık telgraflar, tozlu raporlar; Erzurum’un bağrındaki derin yoksulluğu ve o asil yorgunluğu fısıldar durur.
Devletin kapısı ne zaman dara düşse, gözler hep Erzurum’un o dik duruşuna çevrilmiş; fakat ne zaman ki refahın, yatırımın ve kalkınmanın nimetleri bölüşülmüş, bu vefakar şehir hep en arkadaki sessiz sırada unutulmuştur.
Ne zaman vatanın göğsüne bir namert eli uzansa, Erzurum siper olmuştur.
Ne zaman milletin birliğine bir hançer saplansa, Erzurum’un imanı kalpak olup öne atılmıştır.
Şehitlikten, dinden, bayraktan ve fedakârlıktan söz açıldığında, gözler gururla bu şehre çevrilmiştir.
Lakin sıra ekonomik bahara, üretime, fabrikaya ve bu muazzam coğrafyanın hakkını vermeye geldiğinde; Erzurum, avuçları tütün kokan bir ihtiyar gibi kapı eşiğinde hep bekleyen taraf olmuştur.
Bugün Palandöken’in yamaçlarına bakıldığında, o mahzun ve sitemkâr bekleyişin izleri gözle görülür, elle tutulur.
Rayları bir türlü döşenemeyen o hızlı tren vaatleri, karanlığı delip ışığa kavuşamayan tüneller, yıllardır bu şehrin yaralı göğsünde birer umut kırıklığı olarak birikmektedir. Takvim yaprakları eskidikçe, verilen sözlerin içi boşaldıkça, Erzurum’un geleceğe duyduğu o saf ve çocuksu heyecan sinsi sinsi törpülenmektedir. Oysa bilinmez mi ki; bir şehre yapılacak en büyük haksızlık, onun geleceğe olan güvenini ve inancını elinden almaktır.
Şehirler de tıpkı insan kalbi gibidir. Hor görülünce küser, ihmal edilince içine kapanır, vefa görünce şahlanır.

Bugün Erzurumspor’un yeniden Süper Lig mücadelesi vermesi, sadece yeşil sahada koşan on bir kişinin hikâyesi değildir. O meşin yuvarlağın peşinde, aslında koskoca bir şehrin makûs talihini yenme arzusu gizlidir. Alınan ilk mağlubiyetlerin şehirde yarattığı o ağır moral kırıklığı, futboldan çok daha derin bir yaranın, bastırılmış bir feryadın dışavurumudur.
Çünkü bir şehrin en üst ligde oynayabilmesi için; sokaklarının, fabrikalarının, otellerinin ve en önemlisi de insanının ruhunun o seviyeye çıkarılması gerekir. Takım şehre umut üflemeli, şehir de o takımı omuzlarında göklere taşımalıdır. Bunun yolu ise sadece transferlerden değil; ulaşımdan turizme, tarımdan sanayiye kadar topyekûn bir uyanıştan geçer.
Hayal edin…
Hızlı trenin o gururlu düdüğü Erzurum Garı’nda yankılansa…
Tüneller bitse, o aşılmaz dağlar yollara boyun eğse ve mesafeler kısalsa…
Yatırımcılar Erzurum’un o bereketli topraklarına, soğuk ama dürüst iklimine fabrikalar kursa…
Tarihin ve kışın turizmi, esnafın yüzünü güldürse, caddelere bereket aksa…
İşte o zaman sadece bir futbol takımı değil; tarihiyle, kültürüyle, dadaşıyla koskoca bir şehir Süper Lig’e, yani hak ettiği o asil zirveye çıkmış olur.
Erzurum’un bugün ihtiyacı olan şey, lütuf gibi sunulan derme çatma projeler değil; tıpkı Erzurum Kongresi’nde olduğu gibi tek bir amaca kilitlenmiş, çelikten bir şehir iradesidir!
Vakit henüz geçmiş, o asil kan henüz donmuş değildir.
Bugün, Ankara’nın karar mekanizmalarından İstanbul’un iş dünyasına; yerel yönetimlerden sıradan bir vatandaşına kadar herkesin vicdanına batan bir kıymık olmalıdır Erzurum. Yetkililer, siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları ellerini artık taşın altına değil, bu şehrin atan kalbinin üzerine koymalıdır. Sözler takvimlerden kurtulup toprağa dokunmalı, vaatler beton binalara değil, gençlerin geleceğine can suyu olmalıdır.
Çünkü Erzurum artık sadece şanlı geçmişiyle teselli bulmak, sadece “vatan için ne yaptı?” sorusunun gururuyla yetinmek istemiyor.
Bu kadim şehir, şimdi her birimizin vicdan duvarına çarpan o ağır ve yakıcı sorunun cevabını bekliyor:
“Bu vatanın yükünü asırlardır tek başına, arkasına bakmadan taşıyan Erzurum için, şimdi siz ne yapacaksınız?”
Bu soruya verecek bir cevabımız olmalı.
Çünkü Palandöken hâlâ orada, Erzurum hâlâ nöbettedir. Ve vefa borcunu ödeme vakti, çoktan gelip geçmektedir.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku