Bilinmeyen bir dervişe yolculuk
Bazen bu dünya bizleri öylesine kendine hapseder ki etrafımızda olan güzel insanları fark etmek mümkün olmaz. Ancak gittikleri zaman arkalarında pişmanlık duyarız. Keşkelerin ardına düşeriz. Bilindiği üzeri şehrimizin maneviyatı hakkında önemli bir yerdedir. Bir den fazla hazinenin meftun olduğu bu güzel topraklarda bilinmeyen bir değer de Köprüköy ilçemize bağlı Güzelhisar yani Avnik köyünde yatmaktadır. Bilindiği üzere köy kısaca tarih olarak çok eski zamanlara dayanmaktadır. Avnik kalesi olarak bilinen tarihi kale bu topraklarda yaşamış Urartular dönemine dayanmaktadır. Hatta büyük Türk komutanı Timurlenk, bu kaleyi defalarca kuşatma altına almış ve oğlunu bu topraklarda kaybetmiştir. Cenazesini bu topraklardan götürüp, kendi ülkesinde toprağa vermiştir. Hal böyle olunca köyün tarihsel boyutu biraz daha önemli olmaya başlar.
Bilindiği üzere her yıl düzenlenen 1001 hatim geleneği doğrultusunda bu geleneğin kimler tarafından nasıl günümüze kadar geldiği konusunda çeşitli rivayetler vardır. Tabi bu konuda söylenen bu rivayetlerin birçoğu gerçeği yansıtmamaktadır. Tarihimiz bilindiği gibi rivayetlere değil belgeye dayalı bir tarih anlayışı hâkimdir. Tabi belirtmek gerekir ki yazılı belge olmadığından rivayetler ve sözlü olarak ta bir tarih anlayışı da bulunmaktadır. Herkesin bildiği gibi Pirali baba binbir hatim geleneğini başlatmasıyla bilinir. Bu bilgi bile hatalı bir bilgi olarak karşımıza vakfiyesiyle ortaya koymaktadır. Şunu belirtmek gerek, 1001 hatim Pirali baba tarafında başlatılmadı, aksine var olan bir geleneğin tescillenmesiyle devam etmiştir. Yani daha önceden de 1001 hatim okutuluyordu ve vasiyet üzerine bu gelenek devam ettirildi. Peki, bu konu hakkında birçok soru akla gelir. Bu bilgi ne kadar doğru… Cevap olarak bizlere 1539 yılına götüren bir vakfiye ve vakıf defteri bize bu sorunun cevabını verir. Konumuz olan bir derviş kim diye soracak olursak vakfiyede adı geçen Mevlana Veli, arşivlerde ve Erzurum geçmiş dönem dergilerde Pirveli dede olarak karşımıza çıkan Pirali Baba’nın kardeşi, Mevlana Veli yani Pirveli Dede… Birçoğumuz bu ismi ilk kez duymuş olacak ki günümüzde hakkında bir çalışma yapılmamış olması bu dervişi günümüzde taşımamıştır. Sadece meftun olduğu köy olan Avnik köyü sakinleri büyük bir saygıyla anmaktadır. Bizde bu yolun bir yolcusu olarak sizlere tanıtmak için düştük yollara. Köye ilk gittiğimizde çok heyecanlıydım. Allah yolcusunun hayatını, kulluğunu ve nereden bu topraklara geldiğini öğrenmek istiyordum. Bazı rivayetler sadece adından bahsediyorken varlığını sadece bu yolla haber aldığım ve daha sonra ince araştırmalar yaparak bazı bilgilere de ulaşarak kısa bilgilerle yazıya dökme imkânı buldum. Özellikle köye vardığımız da köyün sakinlerine bu zat hakkında daha sağlıklı bir bilgi almak gayesiyle sohbetlerde bulunduk. Öğrendiklerimiz bizleri öylesine şaşırttı ve bir o kadar da güzellikler yaşatmaya başlattı. İlmin kapısı aralanıyordu, tasavvufta mekân önemlidir. İlahi bir yolla yolculukla bu topraklara hicretler, insanlık adına yapılan güzel bir uygulama olarak dinimizin ne kadar ince ve güzel bir din olduğunu bizlere göstermektedir.
Pirveli dede ile ilgili menkıbeler halk arasında söylene gelmiştir. Burada bir kaçını zikredelim. Tabi bu söylemler köye yapmış olduğum sırada köy sakinlerinden almış olduğum bilgilerdir.
Pirveli dede köyde irşat faaliyeti sürdürürken, bir köylü yanına gelmiş. Köylünün hasta bir çocuğu varmış. Tüm şifacıları dolaşan bu adam, bir türlü çocuğuna şifa bulamamış. En sonun da tavsiye üzerine Pirveli dede’den bahsetmişler. Adamcağız çocuğunu alarak yanına gelmiş. Pirveli Dede’den dua etmesini istemiş. Dua eden dede, hastanın şifa bulmasına sebep olmuş ve hasta kısa zamanda iyileşmiş olarak hayatına devam etmiş. Tabi bunu duyan diğer insanlar dede’den dua almak için her gün kapısını çalar olmuşlardır. Zamanla ünü yayılan Pirveli dede için uzak diyarlardan da misafirleri olmaya başlamıştır. İlerleyen zamanlar da Pirveli dede bu diyardan gerçek diyara göçü verir. İnsanlar o kadar bağlanmıştır ki büyük bir üzüntü duyarlar. Bu üzüntü halen daha köyde hissedilmektedir. Yine bir başka rivayette; adamcağızın biri birgün yine hasta oğlu için Pirveli dede’nin mezarına gelip dua etmiş, karşılığında hasta oğlu iyileşirse türbe yaptıracağım diye de söz vermiş. Tabi zamanla oğlu iyileşmiş. Zamanla edilen dua ve verilen söz unutulmuş. Adam birgün uykusundayken Pirveli Dede rüyasına gelir ve sözünü yerine getirmesi hususunda onu uyarır. Korku içinde uyanan adam verdiği sözü tutmadığı için çok utanmıştır ve ertesi gün doğruca Avnik köyüne, mezarın başına inşaat malzemeleriyle birlikte gelir ve günümüzde ki türbeyi yapar. Tabi unutmamak gerek burada her şey kim olursa olsun kudret sahibi Yüce yaradan Allah’tır. İnsanlar onun kulu ve en acizidir. Ol deyince olduran, gönüllerimizi nuruyla dolduran odur. Bir başka rivayet te ise Pirveli Dede’nin yaşadığı dönemlerde Erzurum’da depremler çok oluyormuş. Deprem kaynağının bir ayağı da bu köyden geçiyormuş. Birgün bir ilahi kudret Pirveli dede’nin rüyasına gelir. Rüyada büyük bir taşın bu hattın üzerine konulmasını ve depremlerin durmasından bahseder. Uyanan Pirveli dede köylülerin de yardımıyla rüyasında gördüğü taşı gösterilen yere koyarlar. İlerleyen zamanlarda depremler durmaya başlar bu bölgede. Dikkat çekilecek olursa aynı durum Pirali Baba’nın rivayetlerinde de mevcuttur.
Sonuç olarak her şey Yüce Allah’tan istenmekle olur. Bizler sadece istemeyi bilelim. Bu insanlar böyle güzel yaşadı ve böyle güzel gelecek bize bıraktılar. Kıymetini bilmek te bize düşer.
