İki kişinin hayatı birlikte omuzlamaya söz verdiği uzun bir yolculuktur evlilik.
Aynı sokaktan yan yana geçtiğinde varlığını bile hissetmediğin kişi, gün gelir senin en çok hissettiğin insan olur. Yüreğini, duygularını, gülüşlerini emanet ettiğin kişidir senin hayat arkadaşın.
Evlilik sıradan bir mevzu değildir; derindir. Hayatın yükü tahmin ettiğimizden fazla, düşlediğimizden daha çok fedakârlık ister. İşte evlilik, iki insanın birbiri için feda edebileceği her şeydir.
Herkesin sandığından öte asıl mesele; mutsuzluğu, zor günleri, yorgunlukları, telaşları ve stresleri bölüşebilmektir. Çünkü hayat mutlu yanlarıyla gülümsediğinde elini koyacak bir taş yoktur. Gün gelir taşın altına el koymak gerekirse tereddüt etmeden adım atmaktır evlilik.
Grinin içinde siyaha meyletmeden beyazı ayıklamaktır. Karanlığın içinde mum ışığı yakmaktır evlilik.
Baktığın yeşilde ormanı, mavide ise denizi görebilmektir.
Sonbaharda dökülen yaprağa değil, sağlam duran ağacın dalına güvenmektir evlilik.
Gözlerdeki cümleleri çözmek, kalpten geçenin dudağa dökülmesini beklemeden birbirini anlamaktır.
"Çay koy içelim," derken "Günün yorgunluğunu, senin demlediğin çayın deminde unutayım," demektir.
"Kahve yaptın mı?" derken "Gel, gülüşünle acı kahvemi tatlandır," demektir.
Sevdiğinin en sevdiği meyveyi, ona yakışan en güzel rengi, izlediği bir filmi yahut dinlediği şarkıları bilmek sıradan bir detay değildir; hayat arkadaşına, yolunun yoldaşına verdiğin değerdir.
Hayat bu; kalbinin ağrıdığı vakitler elbet olacak. İşte mevzu tam da burada başlıyor: Kalp ağrısına sebep olmak değil, o ağrının sebeplerini gölgeleyebilmektir evlilik.
Ev sadece dört duvardır. O duvarların harcına yuva hissini serpiştirmek ve huzurun kokusuyla soluklanmaktır evlilik.
İki insanın birbirine olan sadakatidir.
Eş olmak bir elmanın iki yarısı olmak değil, apayrı iki meyvenin damakta aynı güzel lezzeti bırakabilmesidir.
Sevmenin en güzel hali, güvenin en koşulsuz duruşu; saygının ve hürmetin en kıymetli yoludur evlilik.

Mine Aras Nalkıran