Bugün yoldan geçerken bir ayçiçeği gördüm.
Öyle korunaklı bir bahçenin ortasında değildi. Ne etrafında renk renk kardeşleri, ne onu sabırsızlıkla bekleyen bir saksısı, ne de adını fısıldayan bir bahçıvanı vardı. Yol kenarındaki küçücük bir yeşilliğin ortasında; asfaltın uğultusuna, egzoz dumanına ve insanların bitmek bilmeyen telaşına aldırmadan tek başına duruyordu.
Bir süre ona baktım.
Sonra, nedenini bilmeden, aslında kendi aksime baktığımı hissettim.
Kendi yalnızlığımla, yanlış yerde açmış bir ruh görmüştüm orada.
İnsanın kendini hiç beklemediği şeylerde bulması ne tuhaf…
Bazen yabancı bir şarkının tek bir dizesinde bulur insan kendini. Bazen yıllardır açılmamış bir kitabın sararmış sayfaları arasında. Bazen de yanından öylesine geçip gittiği bir yabancının gözlerindeki yorgunlukta.
Ben bugün, yol kenarında tek başına duran bir ayçiçeğinde buldum kendimi.
Onu kimse dikmemişti.
Kimse sulamamış, büyümesini beklememiş, açacağı günü sabırsızlıkla kollamamıştı. Belki rüzgârın rastgele savurduğu bir tohumdu. Belki bir kuşun gagasından düşmüştü. Belki de nereden geldiğini kendisinin bile bilmediği bir hayatın küçük tesadüfüydü.
Sessizce toprağa tutunmuştu.
Ve sonra…
Açmıştı.
Kendisine nasip olan topraktan şikâyet etmemişti.
“Beni buraya kim getirdi?” diye sormamıştı.
“Neden bir bahçede değilim?” diye hayıflanmamıştı.
Mazeret üretmemişti.
Sadece elinden geleni yapmıştı:
Kök salmış, gövdesini doğrultmuş ve yüzünü güneşe çevirmişti.
Belki de hayatın bizden istediği en büyük cesaret budur:
Nereye düştüğümüzü seçemediğimiz hâlde, düştüğümüz yerde kendimizden vazgeçmemek.
Çünkü hepimiz biraz yanlış topraklarda büyüyoruz.
Kimi, ruhunu eksilten insanların gölgesinde…
Kimi, hiç ait hissetmediği bir hayatın koşturmacasında…
Kimi, sırf kabul görmek ve sevilmek uğruna kendisini şekilden şekle sokarak…
Kimi de yıllarca, “Belki bir gün burada yeşeririm,” umuduyla bekleyerek…
Oysa bazı tohumların toprağı değiştirmeye gücü yetmez.
Bazı çiçekler köklerini söküp başka bir yere taşıyamaz.
İnsan da her zaman şartlarını bir çırpıda değiştiremez.
Her zaman gidecek bir kapısı, sığınacak başka bir bahçesi, yeniden başlayabileceği kusursuz bir mevsimi olmaz.
Ama yine de…
Nerede olursa olsun yüzünü güneşe dönebilir.
Çiçeğin bana fısıldadığı en büyük hakikat buydu.
Bizler çoğu zaman kendimizi bulunduğumuz yere göre yargılıyoruz. Yeşeremediğimiz yerde suçu kendimizde arıyor, “Demek ki bende bir eksiklik var,” diyoruz. Başkalarının alımlı bahçelerine bakıp kendi kurak toprağımızdan utanıyoruz.
Oysa bazen mesele çiçeğin güzelliği değildir.
Mesele, toprağın o çiçeğe uygun olup olmadığıdır.
Bunu ne yazık ki çok geç öğreniyoruz.
Bizi sevmeyi bilmeyenlerin yanında kendimizi sevgisiz sanıyoruz.
Bizi duymak istemeyenlerin yanında sesimizi kaybediyoruz.
Değerimizi biçemeyenlerin yanında kıymetsizleşiyoruz.
Bize dar gelen hayatların içinde kendimizi fazla sanıyoruz.
Sonra bir gün, hiç beklemediğimiz bir anın ortasında kendimizden unutulmuş bir iz buluyoruz.
Yol kenarında bir ayçiçeği mesela…
Ve onun sessiz duruşu, yıllardır içimizde susturduğumuz bir sesi yeniden duyuruyor:
“Sen bozulmadın.
Sen yetersiz değildin.
Sadece yanlış toprakta büyümeye çalıştın.”
Belki de o yüzden bu kadar tanıdık geldi bana.
Hani yıllar sonra hiç beklemediğin bir yerde tanıdık bir parfüm kokusu duyarsın ya…
Kimseyi görmezsin.
Ama geçmiş, bir anlığına yanından geçip gider.
Bir insanın yüzünü unutmuş olabilirsin belki; fakat onun yanında olduğun hâlini unutmazsın. O zamanki kendini… Söylediğin sözleri… İçinde taşıdığın duyguları… Henüz farkında olmadığın yaralarını…
Ben de o çiçeğe bakarken öyle hissettim.
Sanki hayat, bütün gürültünün arasından bana eski bir kokumu göndermişti.
Henüz tamamen kaybetmediğim ama uzun zamandır ertelediğim, susturduğum, görmezden geldiğim özümün kokusunu…
Kendime ait olan o eski hâlin.
Belki de bu yüzden ona bir isim vermek istedim.
İlham.
Çünkü ilham her zaman çalışma masasının başında, boş bir kâğıdın karşısında beklemez.
Bazen yol kenarında çıkar karşına.
Bazen bir cümlenin içinde saklanır.
Bazen bir yabancının bakışında.
Bazen yıllardır açmadığın bir kitabın arasında.
Bazen de hiç kimsenin fark etmediği tek bir ayçiçeğinin sarı yüzünde.
İnsan, hayatının yönünü değiştiren şeyin büyük bir olay olduğunu sanıyor.
Oysa bazen yalnızca birkaç saniyelik bir karşılaşma yetiyor.
Bir çiçek.
Bir koku.
Bir şarkı.
Bir bakış.
Ve insan eve dönerken artık aynı insan olmuyor.
Bugün o çiçeğin yanından kim bilir kaç insan geçti.
Belki yüzlercesi.
Belki binlercesi.
Kimi görmedi.
Kimi gördü ama önemsemedi.
Kimi için yalnızca yol kenarındaki sıradan bir çiçekti.
Ben de öylesine geçip gidebilirdim.
Ama durdum.
Çünkü bazı şeyler yalnızca bakılmak için değil, fark edilmek için çıkar karşımıza.
Belki hayatın bize söyleyeceği en derin cümleler de bu yüzden yüksek sesle söylenmiyor.
Bir sonbahar akşamının sessizliğinde…
Kimsenin dönüp bakmadığı bir yol kenarında…
Bir çiçeğin güneşe çevirdiği yüzünde…
Saklanıyor.
Ve insanın bütün meselesi, en nihayetinde doğru bahçeyi bulmak değildir belki.
Belki mesele, yanlış yerde açmak zorunda kaldığında bile kendine çiçek olduğunu unutturmamaktır.
Çünkü her çiçeğin hikâyesi aynı değildir.
Kimi bahçelerde açar.
Kimi duvar diplerinde.
Kimi taşların arasından.
Kimi kimsenin beklemediği bir mevsimde.
Ve bazıları, güzelliğini kendisine ayrılmış bir yerde değil; kendisine ayrılmamış bir yerde var olabilmenin cesaretinde taşır.
Bugün bir ayçiçeği gördüm.
Yalnızdı.
Yanlış yerdeydi.
Kimse onun açmasını beklemiyordu.
Ama o yine de güneşe dönmüştü.
Belki güneş onu çağırmamıştı bile.
O yine de yüzünü güneşe çevirmişti.
Ben de uzun zaman sonra ilk kez kendimi yargılamak yerine sessizce ona baktım.
Ve düşündüm:
Belki bazı çiçeklerin hikâyesi doğru yerde açmak değildir.
Belki bazı hayatların hikâyesi de hiç yara almamak, hiç kaybolmamak, hiç yanlış insanlara denk gelmemek değildir.
Belki mesele;
yanlış insanlara rağmen sevebilmek,
yanlış yollara rağmen yürüyebilmek,
yanlış mevsimlere rağmen bekleyebilmek
ve bütün bunlara rağmen içindeki güneşi kaybetmemektir.
O yüzden durup fotoğrafını çektim.
Çünkü bazı anlar yalnızca yaşanıp geçmez.
Bazı anlar insanın ruhuna ince bir çizik atar.
Bir daha baktığında orada değilsindir belki; ama o an, sende kalmıştır.
Ben bugün yol kenarında bir çiçek gördüm.
Fakat galiba asıl gördüğüm çiçek değildi.
Uzun zamandır ihmal ettiğim, başkalarının toprağında büyümeye çalışırken kendi köklerini unuttuğum, susturduğum ve biraz da kendimden esirgediğim bendim.
Belki de hayat bazen bizi kendimize döndürmek için karşımıza bir ayna çıkarmaz.
Bir insan çıkarmaz.
Bir söz de söylemez.
Bazen yalnızca…
Yol kenarında tek başına açmış bir ayçiçeği bırakır.
