Ruhların Görünmeyen Haritası
Gerçek dünyayla alakalı şeyleri yazmayı sevmiyorum; benim işim ruhlar dünyası. Küsen ruhun son hali, seven ruhun çiçeklenmesi, özleyen ruhun solması…
Sizler gerçekleri zaten biliyorsunuz, görüyorsunuz ama gözden kaçan şeyleri fark etmemek için inatla bakmıyorsunuz. Parası olmayan insanların mücadelesini, okuyan gençlerin yıllarını harcadıkları anıları, çocuğu hasta olan anne ve babaların çaresizliklerini, annesini babasını kaybeden insanların yalnızlıklar kervanına katıldığını, saymakla bitmeyen yaşam ve savaşlar arasında…
Peki ya ruhlar? Onlar hangi haldeler? Hangi kitap sayfasında bulabiliriz, öğrenebiliriz onları? Hangi haber kanalında bahseder ruhun yaşam ve çöküş hikayesini? Psikoloji ve felsefe de aslında yüzyıllardır hep bu görünmeyenin peşindeydi. Ancak günümüzde kitap okuyanlar, psikolojiyi çözdüğünü sananlar; bir insanın gözünden onu okuyup "Senin ruhun farklı bir yerde, burada ne işin var?" diyebiliyor mu? Mesele de bu işte. Acı çeken hangi ruh rengini belli eder, hangi renk temsil eder o bayrağı?
Søren Kierkegaard, varoluşun o çetrefilli patikalarında yürürken insanın en büyük umutsuzluğunun "kendisi olamaması" ya da dışarıya gösterdiği çehre ile içindeki ruhun derin çelişkisi olduğunu söyler. Dış dünyada herkes bir rolü oynar; fakat Dostoyevski’nin de hatırlattığı gibi, her insanın sadece kendi bildiği, kimseye anlatamadığı sırları ve ruhunun derinliklerinde saklı yaraları vardır. Virginia Woolf’un o zarif tespiti tam da bu noktada düğümlenir: "Bir insanın iç dünyası, dışarıdan görünen hayatından çok daha geniştir."
Carl Jung, psikolojinin görünmeyen kıyılarında gezinirken tam olarak bu hakikati savunur. İnsanın dış dünyaya sunduğu, toplumun beklentilerine göre şekillenen cilalı bir maskesi—yani bir personası—vardır. Fakat asıl ruh, o maskenin arkasında kalan saklı gölgede gizlidir. Jung’un dediği gibi: "Dışa bakan rüya görür, içe bakan uyanır." Bizler dış dünyadaki somut mücadeleleri, sür sürülen hayatları görürüz; ama ruhun o sessiz uyanışlarını ya da sessizce dibe çöken çöküşlerini ancak derin bir empati duygusunun merceğinden okuyabiliriz.
Şimdi kahvesi elinde, bir yandan da pencerenin ardındaki yağmuru izleyen birine bakınca ne hissediyorsunuz? Sadece huzurlu bir anın tadını çıkaran bir suret mi, yoksa arkasında fırtınalar kopan saklı bir ruh mu?
Kaçmayın; dışarıya ne gösterirseniz gösterin, ruhunuz sizi asla ele vermeyecektir.

Meryem YARAR