BOBO DOL (HACIYATMAZ) DENEYİ
Her çocuk en güzel haliyle bir melek olarak dünyaya gelir.
Bu meleklerimiz ;masum yürekleri, ürkek ve meraklı gözleriyle bu hayat denen yolculuğun ilk olarak izleyicisi olurlar.
Zaman sonra izlemeler tamamlanır ve gördükleri şeyin uygulayıcısı olurlar.
Bu yüzden yetişkin olarak her adımımızı temkinli atmamız gerekiyor. Çünkü o ayak izlerimizi takip eden koca bir nesil arkamızdan geliyor. Bu durumu da en güzel haliyle bize ispatlayan sosyal öğrenme kuramının başı Albert Bandura devreye giriyor.
Albert Bandura çocuk denekleri 3 farklı odaya alır. Bu odalara “BOBO” adından bir hacıyatmaz oyuncağı koyar.
1. odadaki yetişkin oyuncak BOBO’ya çekiçle vurur, oyuncağa kötü sözler söyler. Bu durumu çocuklar görür.
2. odadaki yetişkin oyuncak BOBO’yu görmezden gelir, diğer oyuncaklarla oynar. Bu durumu çocuklar görür
3. odaya yetişkin girmez sadece çocuklar vardır.
Bu 3 farklı odadaki çocuklara “ bu oyuncağımız en güzel oyuncağımız bunla oynayamazsınız” denir ve oyuncak BOBO’yu bir köşeye alırlar. Böylelikle çocuklara bir saldırganlık uyarısı verip çekilirler ve çocukları gözlemlemeye başlarlar.
1.Odadaki; saldırgan bir yetişkini izleyen çocukların, saldırgan davranışları (hem fiziksel hem de sözel olarak) taklit etme olasılıkları önemli ölçüde daha yüksekti.
2. ve 3. odadaki sakin bir yetişkin gören veya hiç yetişkin görmeyen çocuklar neredeyse hiç saldırgan taklit göstermedi.
Yani her çocuk gördüğünü yansıtıyordu. Duyduğunu söylüyordu. Yani her çocuk annesinin, babasının, büyüdüğü evin ve bulunduğu çevresinin aynasıydı. İyisiyle kötüsüyle.
Dilerim atılan her adım iyiye olsun, söylenen her söz gönüllerde çiçekler açtırsın.
Çünkü arkamızdan gelip bizi taklit eden koca bir nesil var…
ESRA ÖZTÜRK