Ben Gazze’yim.
Ben, Gazze’de doğmuş ama yaşam hakkı tanınmamış bir çocuğum.
Doğduğu gün kulağına ezan okunan ama büyürken o ezan sesine hasret bırakılan bir çocuğum.
Babamın sesini hiç duymadım.
Annemin sesi hep ağlamaklı.
Baktığım gökyüzü hep dumanlı, şehrin çoğu yeri yangın yeri.
Dedemin elindeki tespih sabırdan çatlamış.
Nenemin dişleri dökülmüş ama aklına bile gelmiyor; çünkü çiğneyecek bir lokma ekmek bulamıyor.
Evimizin çatısı yok. Gökyüzündeki o dumanlı hava olmasa belki güneş ısıtacak bizi.
Uykumuzdan ya yüzümüze düşen yağmur damlasıyla ya da yüreğimizi ağzımıza getiren bomba sesiyle uyanıyoruz.
Gerçi üç yıldır uyuyamıyoruz ki uyanalım…
Ben, ilk kelimesi “anne” yahut “baba” olması gerekirken “şehit” kelimesinin içine doğmuş bir çocuğum.
Şehit ne demek?
Babam şehit olmuş.
Siz biliyor musunuz şehit baba ne demek?
Ben, herkesin babasının şehit olduğuna, toprağın buna şahit olduğuna tanıklık etmiş bir çocuğum.
Ben çocukların oyuncakları olur sanırdım; oysa bizim oyuncaklarımız yerine korkularımız var. Sesiyle yüreğimizi yıkıp geçen bombaların, ne zaman bedenimizi de ezip geçeceğini bekleyen korkularımız…
Kırılan oyuncağı için ağlayan bir çocuk bizi nereden anlasın?
Her öğün önüne üç çeşit yemek konulan çocuk bizi niye anlasın?
Çocuğuna tertemiz kıyafetler giydiren anne babalar, bizim toz toprak içindeki giysilerimizin rengiyle niçin içini karartsın ki?
Her akşam babasının kapıyı açtığını gören bir çocuk, babasız büyümenin acısını nereden bilsin?
Her gün çeşit çeşit eşyanın içinde mutlu olmaya çalışan bir kadın, Gazzeli kadının çığlığını kendi sesinde duyabilir mi?
Bizi kimse görmüyor.
Bizi kimse duymuyor.
Zulmün ortasında, zalimin insafına terk edilmişken kimse bize el uzatmıyor.
Ben Gazze’yim.
Sessize aldığınız, duymayı bırakın konuşmasına dahi müsaade etmediğiniz Gazzeli çocuklardan sadece biriyim.
Ben; bombaların gürültüsünden başını kaldırdığı an açlıkla, hastalıkla mücadele eden Gazze’yim.
Yıkılan Gazze’yim.
Viran olan Gazze’yim.
Babasız kalan, annesiz kalan Gazze’yim.
Ben, yeryüzünde yetim bırakılan o şehrim.
Gökyüzünün maviliğine kör, denizin dalga sesine sağır bırakılmış kanatsız bir kuş; yuvasız kalmış yaralı bir ceylanım.
Ben, saçlarına örgü yakışacak yaşta toprağa düşen Gazzeli kız çocuğuyum.
Ben, yakasına mendil yakışacak yaşta bedenine kefen bile çok görülen Gazzeli erkek çocuğuyum.
Biz Gazze’yiz; unuttuğunuz o şehrin çocuklarıyız…

Mine Aras Nalkıran