Psikoloji & İlişkiler

Beden Kayıt mı Tutar?

İnsan, hafızasının yalnızca zihninden ibaret olduğunu düşünür. Oysa bazen hatırlamadığımız olayları bedenimiz hatırlar.Bir kokuyla yıllar öncesine gideriz. Bir ses tonuyla nedenini bilmeden ...

23.10.2026 - 02:05 4 dk'da okuyabilirsiniz.
Beden Kayıt mı Tutar?
Zeynep DİRLİK
Zeynep DİRLİK
Erzurum Gastesi Köşe Yazarı Zeynep DİRLİK
Yazarın tüm yazılarını görüntüle

İnsan, hafızasının yalnızca zihninden ibaret olduğunu düşünür. Oysa bazen hatırlamadığımız olayları bedenimiz hatırlar.

Bir kokuyla yıllar öncesine gideriz. Bir ses tonuyla nedenini bilmeden huzursuz oluruz. Bazı insanların yanında, belirgin bir sebep yokken geriliriz. Bütün bunlar bize beden ile geçmişimiz arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Çünkü yaşadıklarımız yalnızca zihnimizde bir anı olarak kalmaz. Özellikle yoğun stres, korku, ihmal-istismar veya travmatik deneyimler, beynimizin ve bedenimizin olaylara verdiği tepkileri değiştirebilir. Tehlike geçtiği hâlde insan kendisini hâlâ tehlikedeymiş gibi hissedebilir. Kalp hızlanır, kaslar gerilir, nefes değişir. Bazen bugünle ilgili gerçek bir tehdit yokken bile beden alarm vermeyi sürdürebilir.

Belki de bu yüzden kendimizi anlamak yalnızca “Ne düşünüyorum?” sorusunu sormaktan ibaret değildir. Bazen “Bedenim bana ne anlatıyor?” diye de bakmak gerekir.

Çocukluk döneminde yaşananların burada ayrı bir yeri vardır.

Kendini güvende hissetmeyen, sürekli eleştirilen, ihmal edilen veya korkuyla büyüyen bir çocuk; dünyayı ve insan ilişkilerini, özellikle bu deneyimlerin kendisinde bıraktığı izler üzerinden öğrenir. Büyüdüğünde ise bu deneyimlerin etkisiyle geliştirdiği korunma biçimlerini bugünkü ilişkilerine taşıyabilir.

Bu yüzden sürekli terk edilmekten korkmak, insanlara güvenmekte zorlanmak, en küçük eleştiriyi bile büyük bir tehdit gibi algılamak, herkesi memnun etmeye çalışmak ya da duygularını ifade etmekten kaçınmak bazen yalnızca bir “kişilik özelliği” değildir.

Bunlar, insanın yıllar içinde öğrendiği bir korunma biçimi olabilir.

Bir çocuk kendisini güvende tutmak için susmayı öğrenebilir. Bir başkası kimseye ihtiyaç duymamayı… Bir diğeri ise sürekli güçlü görünmeyi kendisine zırh edinebilir. Yıllar geçtikçe bu davranışlar kişiliğin değişmez parçaları gibi görünür. Oysa bazılarının altında, geçmişte işe yarayan fakat bugün kişiyi zorlayan bir savunma biçimi bulunabilir.

Belki de bu yüzden insanları değerlendirirken biraz daha dikkatli olmamız gerekir. Çünkü gördüğümüz davranış, hikâyenin tamamı değildir.

Sessiz bir çocuğun neden sustuğunu, öfkeli bir insanın aslında neyi savunduğunu, insanlardan uzak duran birinin neden güvenmekte zorlandığını, sürekli güçlü görünmeye çalışan birinin ne kadar yorulduğunu bilmiyoruz.

Bir insanın davranışını değiştirmeye çalışmadan önce, o davranışın bir zamanlar onu korumak için ortaya çıkmış olabileceğini düşünmek, insana bakışımızı değiştirebilir.

Bu, her davranışı geçmişle açıklamak ya da insanı sorumluluktan tamamen muaf tutmak anlamına gelmez. Aksine, davranışın ardındaki hikâyeyi görebilmeyi gerektirir.

Çünkü anlamak, her şeyi onaylamak değildir. Bazen yalnızca hüküm vermeden önce durup bakabilmektir.

İyileşmek de geçmişi tamamen silmek anlamına gelmez. İnsan geçmişini unutmak zorunda değildir. Geçmişinin bugününü yönetmesine izin vermeden onunla yaşamayı öğrenebilir. Güvenli ilişkiler, destekleyici bir çevre, kişinin kendi bedenini ve duygularını fark etmesi ve gerektiğinde profesyonel yardım alması, geçmiş deneyimlerin bugünkü hayat üzerindeki etkileriyle daha sağlıklı biçimde baş etmesine yardımcı olabilir.

Belki de iyileşmenin bir tarafı, insanın kendisine yıllarca sorduğu “Bende ne sorun var?” sorusunu zamanla “Ben bunu neden böyle öğrendim?” sorusuna çevirebilmesidir.
Çünkü bazen kendimizde değiştirmek istediğimiz bir özellik, geçmişte bizi koruyan özelliğin ta kendisidir.

Belki de hepimizin birbirine biraz daha az “Neden böylesin?” diye sormaya, biraz daha fazla “Neler yaşadın?” diye bakmaya ihtiyacı vardır.

Belki hikâyenin görünmeyen tarafını da düşünmek gerekir.
Çünkü insanın anlattığı hikâye, yaşadığı hikâyenin yalnızca görünen kısmıdır.

Bu konu üzerine daha fazla düşünmek isteyenlere Bessel van der Kolk’un Beden Kayıt Tutar kitabını özellikle tavsiye ederim. Kitap, travmatik deneyimlerin yalnızca zihinsel değil, bedensel izlerini de anlamaya çalışan önemli çalışmalardan biridir.

Diğer Yazılar

Tümünü Gör
Mine Aras Nalkıran

GÖRÜNMEZ OLMADAN ÖNCE

Yazıyı Oku
Ayşe Ferda KARAOĞLU

AYRICA, BALKABAĞI CADI OLAMAYACAK KADAR TATLI

Yazıyı Oku
Fuat ÇOMAKLI

Hazanın Muhteşem Vedası

Yazıyı Oku
Meryem YARAR

Bir Kase Yoğurt, Bir Ömür Sancı

Yazıyı Oku
Ahmet Aydemir

Hoca Ahmet Yesevi ve Çay kültürü

Yazıyı Oku
Sefa ÇİÇEK

Romantizmden Reelpolitiğe: Kardeşlik Söyleminin Sınırları

Yazıyı Oku