Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevîsi, ilk 18 beytiyle başlar. Mevlânâ tarafından yazılan bu ilk 18 beyitten sonra kalan yaklaşık 25 bin 682 beyit, Hüsâmeddin Çelebi'ye yazdırılmıştır. Bu 18 beyit, “Mesnevî'nin özeti” olarak kabul edilir.
Ve Mesnevî'nin ilk sözü şudur:
“Dinle neyden, duy neler söyler sana;
Derdi vardır ayrılıklardan yana.”
Mevlânâ, Mesnevî'ye “dinle” diyerek başlar. Mesnevî'nin ön sözünde onu Allah'ın sırlarının açıklayıcısı ve aydınlatıcının aydınlatıcısı olarak anlatır.
Kur'an-ı Kerim “Oku” diye başlarken Mesnevî “Dinle” der.
Belki de aradaki fark, insanın hakikate ulaşma biçimindedir. Çünkü insan yalnızca okuyarak değil, dinleyerek de kendine ulaşır.Ney ise bu yolculuğun en güçlü sembolüdür.
“Beni kamışlıktan kestiklerinden beri, feryadımdan hem kadın hem erkek ağlayıp inledi.”
Ney, ait olduğu yerden koparılmıştır. Bu yüzden sesi ayrılığın sesidir. İnsan da tıpkı ney gibi, ait olduğu yerden uzaklaştığında bir arayışın içine girer.
Her kim ki aslından uzaklaşmıştır, aslına dönmek için bir yol arar.
“Her şey aslına dönmek ister.”
Tasavvufta vahdet, insanın ve varlığın parçalanmış gibi görünmesine rağmen aslında bir bütünün parçası olduğunu ifade eder. İnsan kendini ayrı ve bağımsız zanneder; fakat aslında hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Birbirimizle birleştiğimizde yeni bir bütün ortaya çıkar. Buna fenafillah veya bekabillah denir.
İnsan, kendisini bulmak için önce kendi içindeki perdeleri aralamalıdır.
Çünkü nefsin içinde kaybolduğumuzda bedenimizi, ruhumuzu ve özümüzü birbirinden ayırmaya başlarız. Oysa insan kendi benliğine, özüne ulaşmak için etrafındaki perdeleri kaldırmalıdır.
Ney de bunun bir sembolüdür.
Ney vazgeçişle, ayrılıkla başlar. Kamışlıktan ayrılır; bedeni işlenir, delinir, içi boşaltılır. Fakat bütün bu süreçlerin sonunda ses verir.
İnsan da böyledir.Yaşadığı zorluklar, ayrılıklar ve meşakkatler bazen onu eksiltmek yerine dönüştürür.
Çünkü “Meşakkat bir ceza değil, deneyimdir.”
Aşk da böyle bir deneyimdir.
“Aşkın 1000 kapısı, sevgilinin kendi değildir.Kaynağı ev sahipliği yapan aşktır kendidir.Karşılıksız olan yüce sevgisidir.”
Aşk, insanın kendisini aşmasına neden olur. İnsan sevdiğiyle birleştiğinde kendi sınırlarının dışına çıkar. Kendini yalnızca kendisi olarak görmekten vazgeçip başka bir varlıkla bütünleşir.Bu yüzden aşk yalnızca bir duygu değildir.Aşk, insanın kendisini dönüştürme biçimlerinden biridir.
İnsanların dili, dini, ırkı ve kültürü birbirinden farklı olabilir. Her insan başka bir hayatın içinde yaşar. Kimi başka bir şehirde, kimi başka bir ülkede, kimi başka bir kültürün içerisinde büyür.
Fakat bütün bu farklılıkların altında ortak bir duygu vardır:
Gözyaşı.
İnsanlar başka dilleri konuşabilir, başka kültürlere ve inançlara sahip olabilir; ama gözyaşları hep aynıdır.
“Ağlamak acı değildir, insancadır ve hakikidir.”
Gözlerin ağlaması ruhun gülmesidir.
Ağlamak insanın ruhunu arındırır. İnsan ağladığında içinde biriken duyguları dışarı çıkarır ve yeniden mutluluğa, yeniden gülümsemeye hazırlanır.Belki de bu yüzden gülmek de insanlığın ortak duygusudur.
İnsanların birbirinden ayrıldığı pek çok şey vardır; fakat onları birbirine yaklaştıran duygular da vardır. Gözyaşı ve gülümseme bunların en güçlülerindendir.
Hayatın içinde insan bazen kendisini kaybeder.Kendini bulmak için kendini dinlemek gerekir. Fakat günümüzde çoğu insan kendi hâlini yaşamaktan, düşüncesini duymaktan ve kendini dinlemekten uzaklaşmıştır.
Oysa insanın kendine dönebilmesi için önce kendi sesini duyabilmesi gerekir.
Bazen aradığımız şey çok uzakta değildir.
Bir satır arasında, bir şiirin sözünde, bir cümlenin içinde karşımıza çıkabilir. Bize kendimizi hatırlatabilir.Çünkü insanın aradığı şey bazen dışarıda değil, kendi içinde saklıdır.
“Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Bu bir körlük, bu susma nereye dek?
Sen benim idin, ben senin idim.”
İnsan bazen kendisini ararken aslında kendisinden uzaklaşır.
Oysa asıl mesele, kendine yeniden yaklaşabilmektir.
İnsanın önündeki en büyük engellerden biri de kendi nefsidir.
Nefis perdeleri aralandıkça insan hakikati daha açık görmeye başlar. Ney ile bu perdeler anlatılır. İlk nefis perdesi “nefs-i emmare”, sonuncusu ise “nefs-i kâmile” olarak ifade edilir.
Nefis, insanın kendisini merkeze koymasına neden olabilir.
“Ben” duygusu büyüdükçe insanın dünyayı algılayışı da değişir.
Bu yüzden insanın kendini bilmesi önemlidir.Çünkü insan kendini bilmeden başkasını anlayamaz.Kendini anlamadan da hayatındaki ilişkileri, yaşadığı olayları ve karşısına çıkan zorlukları anlamlandırması güçleşir.
Bazen hayat bize istediğimizi vermez.
Bir şey için çabalarız, uğraşırız, bekleriz; fakat sonuç istediğimiz gibi olmaz.
O zaman yapılması gereken yalnızca direnmek değildir.
Olanı değiştirmeye gücümüz yetmiyorsa, olanı olduğu gibi kabul etmeyi de becerebilmeliyiz.
Bu, vazgeçmek değildir.Kabul etmek, yaşananı anlamlandırabilmenin bir yoludur.
Her şeyi değiştiremeyebiliriz. Fakat yaşadığımız şey karşısındaki tavrımızı değiştirebiliriz.Bazen insanın ihtiyacı olan şey, olayın kendisini değiştirmek değil, olaya bakışını değiştirmektir.
İnsan sonsuz bir evrende kendine bir yer ararken kendi dünyasını da kurar.
Her insanın zihninde farklı bir düşünce, farklı bir dünya vardır. Kimsenin yapacağı şey, bir başkasının dünyasıyla tamamen aynı değildir.Çünkü her insan kendine özgüdür.Tıpkı doğadaki canlıların kendi ortamlarında yaşamayı öğrenmesi gibi insan da bulunduğu dünyaya uyum sağlamaya çalışır.
Balık suda yaşar. Kendi ortamında hareket eder ve hayatını orada sürdürür. İnsan da kendi yaşamının içinde kendisine bir alan oluşturur.Bu nedenle insanın kendisini tanıması, kendi dünyasını anlaması önemlidir.
Belki de bütün bu anlatılanların özünde tek bir şey vardır:
Aslına dönmek.
Ney, kamışlıktan ayrıldığı için ağlar.
İnsan da kendisinden, özünden, hakikatinden uzaklaştığında bir eksiklik hisseder.Neyin sesi bu yüzden yalnızca bir müzik değildir.
Bir ayrılığın, bir arayışın ve yeniden birleşme isteğinin sesidir.İnsan da hayatı boyunca bir şeyleri arar.
Kendini arar.
Sevgiyi arar.
Anlamı arar.
Huzuru arar.
Ve belki de bütün bu arayışların sonunda dönüp bakması gereken yer yine kendisidir.
Çünkü insanın önündeki en büyük yolculuk dışarıya değil, içeriye yapılan yolculuktur.
Neyin içi boşaltılmadan ses vermemesi gibi insan da kendi içindeki fazlalıklardan arınmadan kendi sesini duyamaz.Belki de Mevlânâ'nın “Dinle” sözü tam olarak bunun içindir.
Dinle.
Dışarıdaki gürültüyü değil.
Kendi içindeki sesi.
Çünkü insan bazen bütün ömrü boyunca aradığı şeyi, kendisinden hiç uzak olmayan bir yerde bulur.
Kendi içinde.
