Yakındığımız kalabalık terk ediyor bizi. Çünkü geçen zaman, insanların birbirine olan tahammülünü de alıp götürdü. Annenin evladına, evladın ana babasına, evin misafire, misafirin ev sahibine, akrebin yelkovana, yelkovanın akrebe tahammül edemediği günlere şahitlik ediyoruz.
Biz tahammülsüzlüğün zehriyle bitap düşmüşken yeniden eskisi gibi olmak için panzehir aramayacak kadar vaz mı geçtik birbirimizden? Bu yüzden mi azaldı şükür? Bu yüzden mi koptu herkesin bağı?
İşte insanın kendine bile sağır kaldığı, ruhunun bedenine ağır geldiği ve bu ağırlık altında ezilirken herkese ve her şeye olan tahammülünü kaybettiği tam da bu zaman dilimi içinde can çekişiyoruz. Tevekkülü artırmamız gereken zamanda daha da uzağa düştük; şükrü daha çok benimsememiz gereken zamanda sitemkâr hale geldik.
Biz insanoğlu her şeyin değerini ancak onu kaybedince anlıyoruz. Yalnız kalınca etrafımızdaki kalabalığı özlüyoruz, hastalanınca sağlıkla nefes aldığımız günleri özlüyoruz. “Her gün aynı şey…” diye sitem ederken bir gün sitem ettiğimiz o rutin hayata muhtaç kalabileceğimiz hiç aklımıza gelmiyor. Lakin hayat bu, imtihan edilmek için geldik ya! Bir gün sitem edip şükürsüzlük ettiğimiz ne varsa onun yokluğuyla sınanacağız.
Hiç ummadığımız bir zamanda, hiç ummadığımız bir yerde vakitsiz ayrılıklar yaşayacağız. Belki içtiğimiz suyu, belki yediğimiz bir lokma ekmeği, belki ailemizi, belki de kendimizi kaybedeceğiz... Tıpkı Gazze’de insanların bulamadığı bir lokma ekmek gibi, lösemili bir çocuğun saçını tarayamayışı gibi, annesiz kalan bir evladın bir daha “anne” diyemeyişi gibi imtihanlarla yüzleşeceğiz.
“Tahammül edemiyorum artık, yeter!” diye hayatımızdan koparıp attığımız ne varsa bir gün “KEŞKE…” diye başlayan cümlelerin öznesi olacak.
Peki, bu kısacık ömrü keşkelerle kurulan cümlelere esir etmenin en büyük ziyan olduğunu ve bizim birer ziyankâr olduğumuzu ne zaman anlayacağız?
Giden hiç kimse geriye dönemiyor. O son nefes verildikten sonra… Sonrası yok.
Ölümün gölgesi düşünce insanın gönlüne, kendisi de görünmez oluyor. O görünmezliğin içinde hiç kimse pişmanlıklarımızın sesini duymayacak. Allah; şükürsüz kaldığımız, tahammülsüzlükle ziyan ettiğimiz hayatımızın telafi hakkını vermeyecek. Herkes için farklı biçilmiş bir zaman dilimi olsa da herkes için bir kereye mahsus yaşanacak bir dünya hayatı var.
Geçmişi yoklamanın, bugünü gözler önüne sermenin vakti gelmişken erteleyip yarını ziyan etmeyelim. Ne zaman gideceğimizi bilmiyoruz ama bir gün kesinlikle gideceğimizi biliyoruz. Kalan zamanı geçen zamandan daha hayırlı kılmak için:
“Bismillahirrahmanirrahim…”

Mine Aras Nalkıran